23 Ağustos 2010 Pazartesi

Dans




* Geçen sene bloga yazmışım 22 Ağustosta Tangoya başladığımı... Hoş 52 haftanın 52 sinde gitmedim ancak 35 hafta gidebildim, ama benim için eşsiz bir deneyim, stres atma yolu oldu dans. Hep hayalimdi tango öğrenmek ve 2009 hedef listemde vardı. Gerçekleşti... Tabi ki hala eksik kalan noktalar var :) ama tango öyle bir detaycı ki, en ufak hareketi adımı bile kaç ders sonra oturtabiliyorsun.        

İlk başta annem oraya verdiğim parayı boşa sayıp, karşı çıkmıştı. "gideceksin de ne olacak, bu yaştan sonra öğrenipde ne yapacaksın, gösteriye mi çıkacaksın" diyerek :) Ama benim ne kadar hevesle gittiğimi ve yüzümdeki gülücükleri gördüklerinde bir zaman sonra vazgeçti mırıldanmaktan.

Şimdi takvim olarak 1 seneyi atlattım evet. "Neden hala devam ediyorsun" diye soruyor çoğu arkadaşım. sen bilsen bile başkası bilmeyecek. Evet bilmeyecek belki.. Sadece dans ederken şunu anlıyorum: hayatı ertelemiyorum, ilk kez geleceği düşünmeden, plan yapmadan, anımı yaşadığım tek şey dans benim. İşte bu yüzden birkaç kez bıktığım olsa da hep devam ettim. İyi ki de etmişim.

Ve şimdi ufak bir video koymak istedim. Öylesine bir derste, öylesine "hadi video çekelim" anında hatalarında, kıkırdamalarında, koca göbeğiminde var olduğu ufak bir video... :)

Belki bir gün daha özel bir çekimle, daha özenli bir şekilde bir video çekilir. zira normalde yasak video çekimi bile. Görüntü kalitesi çok iyi olmadığından koydum buna güvenerek. :))

  video

VEEE
ayın 20 sinde akrepkizi blogum 3. yılına girdi hayırlısı ile.
Nice nice paylaşımlara, dostluklara...
Bu yıl da bana çok özel dostlar kazandıran blog dünyasına minnettarım bu yönde.
Ve blog dünyasına ilk girdiğimde, ilk yazı deneyimlerimde, çelişkilerimde, mutsuz hissettiğim anlarımda yanımda olan Beenmayam, La Paragas, Evren, Arzu ve Utku' ya hala hayatımda var oldukları için çok teşekkür ediyorum. :)

Vee Üfürükten prensesiminde blogunun yıl dönümüydü 20 si. Nice paylaşımlara güzel kız deyip kaçıyorumm. :)

* Görsel

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kampanya / Umut Çocukları Okulda...


"24 Ağustos 1999 Günlerden Salı
Marmara depreminden 7 gün sonra...

Enkazın altından iki kişi sağ çıkartıldı. Bunlardan birisi 155 saat sonra Yalova /Çınarcık'ta kurtarıldı. Kurtarılan erkek çocuk 5 kilo kaybetmiş, susuzluktan dili kurumuştu. Ailecek altı katlı bir binanın giriş katında oturuyorlardı. Babası ve üç ablası depremde öldü. "

O çocuk, yani İsmail ÇİMEN bugün nerede ne yapıyor dersiniz? İsmail gibi depremin yıkıntıları arasına doğan pek çok çocuğumuz bugün ne yapıyor? Nerede hangi imkanlarla yaşıyorlar, Okula gidiyorlar mı? Bir ihtiyaçları var mı? Deprem yaralarını ne kadar sarabildiler?

DEPREM ÇİÇEKLERİ UMUDA AÇSIN!

1 Milyon Kalem'de yeni bir kampanyaya daha başlıyor.
Bir milyonkalem olarak, Yeşilovacık, Dursunbey, Tokat, Ulupamir, Adıyaman derken bu sonbaharda Yalova Çınarcık'taki çocuklarımızın tuttuğu kalem, yazdığı defter olmak için hazırlanıyoruz.

Onlar bizden okul çantası istiyorlar. Çizgili ve kareli defterler. Kırmızı ve kurşun kalem. Kalemkutusu. Düş dünyalarını resimlemek için renk renk boyalar istiyorlar. Bu sese kulak verin, bir milyonkalem kampanyasına siz de destekte bulunun. Bloglarınızda banner ve kampanya linklerimizi vererek katkıda bulunun.

Göndermek istediğiniz kalem, defter, silgi, boya kalemi, kalem kutusu vb. hediyelerinizi.

Çınarcık İlköğretim Okulu
Halit Kılıç (Okul Müdür Yardımcısı)
Hasan Baba Yolu - Çınarcık - Yalova

Nakdi yardımlar için:

Yalova / Çınarcık Ziraat Bankası
Çınarcık ilköğretim okulu
Okul aile birliği hesabı
560-9858-5002
adresine yollayabilirsiniz. Gönderilerinizi takip edebilmemiz için, lütfen birmilyonkalem@gmail.com adresine e-posta ile bilgi veriniz. Lütfen gönderilerinizin üzerine "Birmilyonkalem Umut Çiçekleri Okulda" kampanyası notunu eklemeyi unutmayınız. Çocuk gülücüklerinde yer bulmak umuduyla.

1MK
1milyonkalem sitesi editörleri


Not: Gönderiler doğrudan okul müdürlüğüne yapılmalıdır. Bir milyonkalem sitesi bütün kampanyalarında olduğu gibi asla yardımları kendisi kabul etmez. Bu konuda okul müdürlüğü dışında herhangi bir yere gönderimde bulunmayınız.




17 Ağustos 2010 Salı

Bir Dünya Gerçeği: İstismar




İstismar nedir?
İstismar, bir çocuktan yaşça büyük bir kişinin, çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ve sosyal açıdan gelişimini engelleyen; uygunsuz, zarar verici davranışlardır. Hiç kimse kendi gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları kullanmamalıdır.

İstismar sadece ülkemizde değil, tüm dünya ülkelerinde görülen toplumsal bir sorundur. Öncelikli olarak bu konu ile bağlantılı meslek gruplarında çalışan insanların eğitimi fazlasıyla önemsenmelidir. İstismar olgularının adli yollar dışında psikiyatristlere gelmesi pek çok etik sorunu da beraberinde getirir. Hastanın mahremiyetine karşın bildirim yükümlülüğü sık tartışılan bir etik sorundur. Hasta bilgilerinin mahremiyeti Hipokrat’tan beri tartışmasız kabul edilen bir etik kuraldır. Ancak istismar gibi bazı özel konularda bildirim zorunluluğu bulunur. Bu zorunluluk, sonuç olarak kişi ve toplumun yüksek yararına hizmet etmeyi amaçlar. Sağlık çalışanları bu bilgileri saklamaları halinde para ve hapis cezasına çarptırılabilirler. Bu zorunluluğa karşın adli bildirimde bulunulan olgu sayısı oldukça azdır (Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Kongresi, 29 Eylül 2009 Ankara).

Bunun dışında sağlık çalışanları, polisler ve çocuk koruma servisindeki görevli sağlık personeline tam donanımlı bir bilgi verilmesi çok daha sağlıklı olur görüşündeyim. Birçok görevli, hiçbir bildirim yapmadan görev hayatlarını bitirmişlerdir. Yukarıdaki kaynak gösterilen kongrede, istismar için kesin kanıtların bulunmaması sağlık çalışanlarının en son düşüneceği durum olması gerektiği görüşü belirtilmiştir. Bazı çalışanlar bu noktada kanıt aramaya girişebilmekte, ama bu görev aslında onların yetki alanına girmemektedir. Sorumlu oldukları alanlar, şüphelendikleri durumları ilgili yerlere bildirmektir. Bu konuda çocuklarla çalışan çoğu uzmanın bildirim zorunluluğu ile ilgili yasaya uymama nedenleri şöyle özetlenebilir;

• Dava edilme veya karşılık görme korkusu,
• Çocuk koruma servislerine yeterli güven duyulmaması,
• Klinik kanıt veya bildirilmiş kanıtın yetersiz olduğunu düşünme, çocuğun ve ailenin zarar göreceği endişesidir.
• Bu kaygıların her biri olguya göre haklı ya da yersiz olabilir. Ancak ruh sağlığı çalışanlarının sorumluğunu hakim, savcı ya da çocuk koruma servislerinin işleri ile karıştırmamak gerekir.

Benzer şekilde ilköğretim okullarında verilecek olan eğitim ve bilgilendirme ile çocuğa kimin iyi, kimin kötü davrandığına dair ayrımı yapabileceklerdir. İlgilenenler cinsel istismar konusunda Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ ın bilgilendirici yazısına http://www.benikoruyun.com/?p=211 adresinden ulaşabilirler.
Ülkemizde istismarın boyutları nelerdir?
Türkiye’ de yapılan birçok araştırma neticesinde, çocuk ihmal ve istismarlarında bildirim oranının çok düşük rakamlarda olduğu görünmektedir. Cinsiyet faktörüne bakıldığında geçmiş yıllarda kız çocukları çoğunlukta iken, son yıllarda erkek çocuklara yapılan istismarda büyük bir artış gözlenmektedir.

Ülkemizde adli bildirimde genel olarak aileler, toplum baskısından çekinerek olayın üzerine gitmek istemiyorlar. İstismara maruz kalan vakalarda birçoğu aile bireylerinden birisi olup, bazı durumlarda yabancı kişilerce de yapıldığı da gözlemlenmiştir. Aile istismarcının tehditleri ile yılabilmekte, çocuklarına fazla bir müdahale olmadığı ya da fiziksel olarak hiçbir zarar verilmediği olaylarda dedikodu çıkmasın diye ört bas etmeye yoluna gitmekte ve konunun kapanması için, teşhis ve bulguları koyan insanlara baskı uygulayabilmektedir. Tam tersi olarak uzmanın net tavrı sayesinde güvenle adli sürece el atabilmektedirler. Yine aile konuşmaya karar verdiğinde, kendi aralarında birbirini suçlamalar da sıkça rastlanmaktadır.
İstismara uğrayan çocuklarda ne gibi davranışlar görülmektedir?
Kaygı, uyku ve travma sonrası stres bozuklukları, dikkat eksikliği, sosyalleşmeden uzaklaşma, öfke ve korku nöbetleri, intihar düşünce ve girişimleri sıklıkla görülmektedir.

Ne yapılmalı?
Fazla beklenmeden mutlaka bir uzmandan destek alınmalı, fiziksel ve ruhsal tedavilerin ivedi biçimde yapılması sağlanmalıdır. Çocuğun kendisini yalnız ve suçlu hissetmesi önlenmeli, özellikle olumlu, ilgili ve dikkatli davranılmaya özen gösterilmelidir. Herhangi bir suçu bulunmadığı anlatılmalı, istediği anlarda sevdikleri ve güvendikleri kişilerin desteğini hissetmelidir. Mağdura tıbbi yardımın yanında adli yardım süreçleri de basit bir dille anlatılmalıdır.

Bir anne olarak eksik olarak gördüğüm diğer bir konu ise, bu konuda bilgilendirici kaynakların yetersizliği. İstismar elbette ki sadece cinsel yönden ortaya çıkmıyor. Bunun fiziksel, duygusal boyutu da dahil pek çok yıkıcı çeşidi var. Bedensel etkiler tedavi edilse de, ruhsal boyuttaki bu şiddet giderek artıp, çocuğun ileriki hayatını olumsuz etkilemektedir. Üstelik bu mağdurlar toplum tarafından istenmeyen ve kirli şeklindeki ifadelerle dışlanmaktadırlar.

İhmal ve istismar gören bireylerin ailelerinin bu konuyu sadece aile içi olarak görmeyip, bunun toplumsal bir sorun olduğunu bilmeleri gerekmektedir. Bu noktada görsel ve teknik iletişim araçlarının doğru ve bilgilendirici yayınları sayesinde toplum bilincinin arttırılabileceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun’ un ilgili hükümlerinde yapılacak olan, iyileştirmeler ve yaptırımlar ile yeniden düzenlenmesi yerinde bir karar olacaktır.

Konu çocuklar olunca her insanın bir oturup iki düşünmesi gerekiyor. Lütfen çocuklarımızı çok sevelim. Ama onları severken içinde bulundukları tehlikeleri de göz önünden ayırmayalım. İstismara maruz kalan insanların birçoğunun tehdit, ilaç, para, oyuncak verilerek kandırıldığını unutmayalım.

Efsa…

* Bu yazı daha önce şurada yayımlanmıştır.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Mektuplar / Meleğime



Ben; bir gün, bir meleğin annesi oldum…
Sonra yavrum melek oldu…

Bir gün benden gitti.
Ummadığımız bir anda yaşamayı seçen bebeğim, o an ölmeyi seçti.

Daha erken, benim başıma gelmez dediğimiz şeyler vardır ya hayatta. Hayat günlük meşgalesiyle oyalarken, “ce eee” kıvamında bir süprizle bambaşka bir boyuta geçirir bizleri. Aklınıza gelmeyen başınıza gelir! Bebeğiniz sizden, yaşamdan erken ayrılmıştır.
İçiniz yanar…

Çünkü artık siz onun büyüdüğünü, okula gittiğini, karne alışını göremeyecek; bisiklet sıyrıklarını temizleyemeyeceksinizdir. “O kirli ayakkabılarla basma yere, yeni temizledim” şeklinde yüksek bir ses çıkmayacaktır artık boğazınızdan. Kokusunu duyamayacak, en sevdiği yemekleri bilemeyeceksinizdir. İlk sevgilisi, ilk işi olmayacaktır hiç.

Tarihler hep o günü gösterecektir sizin için. Her rengin hüzün barındıran bir tonu olur ya, bu tarih de öyledir takvimler arasında. Bütün günler beyaza, maviye boyansa da; bir tanesi siyah kalır.

Bir gün canınızı feda edebileceğiniz bir insan çıkmıştır karşınıza. Ama o, bir gün ölür. Etrafınızdaki herkes sabır ve dayanma gücü diler size. Herkes bilip bilmeden, bir şeyler söyler. Kendilerince teselli ederler, sanki bunlar yetecekmiş gibi. Suratlarına baktığınızda ise acılı bakışlarla dolu bir sürü gözle karşılaşırsınız. Bazen bu “geçer” diye ahkam kesenlere “hıh” dercesine gülersiniz içinizden… “acımı nereden bileceksin ki” diye düşünürken, gözlerinizin her daim yanmasına engel olmaya çalışırsınız. Yolunuzun üzerindeki parklardan köşe bucak kaçtığınız anları hatırlarsınız. Bu acı zamanla hafifler mi bilemezsiniz. “Allah insanlara kaldıramayacağından fazla dert vermez” derler. Ama bunca anne olmayı hak etmeyen kadının arasında “neden ben?” diye de düşünmeden edemezsiniz. İsyan etmek değil de; bir sürü keşkeniz olur, yaşamadığınız anlarınıza.

Benim bir gün bebeğim öldü…
Ben ise nasıl geçtiğini yaşayana soralım tadında günler geçirdim. Hani şu “geçire geçire geçirilen zamanlar” dediklerimden…

Şimdi bebeğimin ölümünün üzerinden 3 koskoca yıl, 6 bayram geçti…
Bayramlık alamadan ve her fırsatta yokluğunun sancıları ile geçirdiğim doğum günleri…

Evet, başardık! Hayata yeniden uyum sağladık babanla. Ama geceleri terden sırılsıklam, göğsümün sızladığı anlarda sanki acıkmışsın da emzirmem gerekiyormuş gibi bir hisle uyandığım oluyor. Arada karnımda tekme atışlarını duyuyor gibiyim… Bir bebek kokusu duysam sanki varmışsın, “bak ölmedi işte” ler gibi…

Günlerin çabukluğu kadar kolay geçmiyor acılar, ama sabrediyorum. Belki diyorum belki bir gün senin gibi güzel ve evimizin içini mucizelerle donatan bir bebeğimiz daha olur.

Benim bir gün bebeğim öldü…
Ve ben onun ardından üzüldüğümü, ağladığımı, acı çektiğimi hisseder diye güçlü durmaya ve hayatımı devam ettirmeye karar verdim…

Ben; bir gün, bir meleğin annesi oldum…
Sonra yavrum melek oldu…

 
* Hayırlı Ramazanlar ve herkes için güzel günler dileyen Efsa...
 
* Görsel

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Son/ra/lar



Adam dedi ki...
"Elinle burnunu kapatıp bir derin suya atlasan ve gözlerin kapalı olsa senin sen olmamana tek engel gözlerini açman olur...
Sen olmak gözlerin de..."

Kadın dedi ki...
"Suya bırakmak kendini. Sesi bile ne de güzel gelir. :)
İlk defa kendini sorgusuz bırakabilirsin, seni sarıp sarmalayana.
Sen demeden dokunur sana.
Nefesin tükenene dek...

Gözlerini açmasan da, istemsiz bir savunma mekanizması yaratır bedenin kendine.
Sonlanır herşey."

Adam dedi ki...
"Ve her son yeni bir başlangıçtır"

Kadın dedi ki...
":) inancı kalanlar teselli bulsun bununla. Bana göre artık her başlangıcın bir sonu var.
Ama sondan önce sonra larını yaşamak daha koyuyor"

Adam kadına sonraları yaşattı...
Masal bitti.



* "Dedi ki" serisindeki veya bu gibi diyaloglara bakarken, yine de yüzünde hoş bir gülümseme yerleşen Efsa...

* Görsel

5 Ağustos 2010 Perşembe

İki Yüz




Adam dedi ki...
"iki yüz, iki hayat mıdır?"

Kadın dedi ki...
"Hayır. Tek hayat. Tek insan. İçteki ikiyüz vardır"


* Bugün garip bir can sıkıntısı yaşayan Efsa...

* Görsel

3 Ağustos 2010 Salı

İyi ki, var olana...


Kadın dedi ki...
"Ben seni bütün huylarınla sevmeyi öğrendim.
kaşını oynatınca ne diyeceğini,
mimiklerinden o güzel tepkilerini,
şaşırınca o güzel kıkırdamaları sevdim.
ben seni sen olduğun ve hayatımın en güzel yerinde olduğun için sevdim.
başımı güvenle yaslaya bildiğim için sevdim.
ben seni umursamazlıklarınla sevdim.
aramadın diye hiç kırılmadım,
aramadım diye hiç kırılmadın,
ama hep yanımda olduğunu bildim.
sanırım ben seni çok özledimmm"

Kadın dedi ki...
"iyi ki varsın"


* 31 Temmuz' da doğan bir meleğin, daha nice nice 10' ar yıllar daha hayatında var olmasını dileyen Efsa...

* Görsel
Related Posts with Thumbnails

..