3 Eylül 2009 Perşembe

Süliet





Geldim yanına...!
Sülietimi indirdim.
Benim dediğim bir adamın evine.
Bir önceki sevişmenin kalıntıları ile dolu izlerini
ve başka bir bedenin kokusunu taşıyorken baktı suratıma!
Kan(a)mazdım...
Zorla ayırıp gölgemi o evden;
Gittim...

Biliyormusun BEN;
Başka kollarda,

başka yüzlerle,
başka bedenlerle
sen diye sevişiyorum...
artık...
pişman mıyım...?
biraz...
Sadakat de ihanetti değil mi sevgilim?
Tıpkı bana söylediğin gibi!!!


~~~~~~~

* Bir sürü taslağı olup, hikayelerini sonlandıramayan Efsa...


29 Ağustos 2009 Cumartesi

Anladım... (2)


demiştim boşandıktan bir müddet sonra. İlk zamanlarda gerçekten çok üzülmüştüm. "Neden benim başıma geldi", "bunu hakedecek ne yaptım" demiştim. Kurban rolleri falan biçmiştim kendime. İşin sevgi yönüne baktığımda; bu kadar uyumu yakalamışken, üstelik kavga -tartışma-yüksek ses olmadan- saygıyı bozmadan ilerleyen bir evliliğim ve bebeğim varken, insanların bizi "-aaa efsa daha yenilerde omuzlarını, kollarını öperdi, nasıl yapar deyişleri" aklıma geliyordu. Yani "herkesin başına gelirdi de, bi benimkine gelmezdi" durumları! Ben hayatımın her zerresini dört dörtlük yaşamak isterken, tam tersi şekilde gelişmeye başlamıştı olaylar. Masalımın bu şekilde sonlanmasını hiç istemedim.

Ama insanın kendisine zaman ayırıp da düşünmesi halinde neler olduğunu, nasıl bu raddelere geldiğini anlaması biraz zahmetli... Bu zahmeti yüklenebilmek, onunla yüzleşebilmek de sancılı. Boşanmayı bir müddet (4 ay) kabullenemememin tek sebebi başarısızlığı kendime yedirememem-miş! Hissettiğim boşanacak olmamdan çok, evliliğimin (dolayısı ile benim) başarısızlığı idi. Nerede hata yapmıştım, yapmıştık!

Düşündüm...

Sonunda buldum.

Ben aslında son yıllarda, bu adamdan boşanmak istemiştim. Çünkü evlilik gibi yürümeyen, paylaşımın çok çok az olduğu bir evliliğim vardı. 5 yılda toplasan 2,5 yıl ancak görmüştüm eşimin yüzünü. Boşanmak için; sadece bunun için, ortalıkta bir nedenim yoktu. Aileme nasıl açıklayacaktım, kesin hayır mayır, durduk yere ayrılınılır mı? delimisin falan derlerdi. Üstelik ablamda eniştemden ayrıldığı için ailem; etraf ne derleri pek bir önemsiyordu. Nasıl direnecektim. Ama ben evliliğimin bu şekilde devamını istemiyordum. Yalnızdım. Tek başıma bir bebek büyüttüm, hamilelik geçirdim. Bundan sonrasında da o mahallede oturup çocuk büyütmek istemediğim için çıkış yolları arar olmuştum nicedir. Sonunda kapılar açıldı beklemediğim yerlerden... ve beklemediğim yerden yara aldım. (Tamam hatanın bende kalmadan bitmesini dilemiştim. Ama bu sırada kendi özgüvenimin de sarsılma ihtimalini hiç düşünmemiştim.)

Sonunda bitti. Yaralar bağladı. Kabukları eşelemeden iyileşmeyi, zamana bıraktım. Bunu ben istemiştim. Suçum olmadan bundan kurtulmayı ve nefes almayı...

İşin özü: bir umudu dilerken daha ayrıntılı dilemek gerektiğini anladım. :)


Sabah sabah şu reklamı hatırlayıp gülümseyen Efsa. (bu reklama bayılmıştım)


24 Ağustos 2009 Pazartesi

Mide


Önceden kelimelerine kapılıp diyordum ki:

"Midemi değil aklımı bulandırıyorsun"

Yapma!



Şu an senin saklayıp, benim öğrendiklerim karşısında diyorum ki:

"Hem aklımı, hem midemi bulandırıyorsun"

.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Kaç-a-mak


~ Dün tangoya başladım... Dans hocası duruşumun ve dengemin harika olduğunu, 1 ders yürümeden sonra figürlere başlayabileceğimi söyledi. Artık gaz vermek için mi harika dedi, yoksa gerçekten iyi mi bilemedim. Ne zaman aynada yürümeye kalksam, dans ettiğim çocuğun ayağına bastım, bastırdım. Yine benden 1 ay önce başlamış bir gruba yetişeceğim. Salsada da aynı şey olmuştu. İlk gün adımları falan boşverip 9 figür gösterilmişti. Sonra gidince kendimin gerçekten onların seviyesindende güzel olduğunu görüp sevinmiştim.

~2009 hedef listesindekiler tek tek azalıyor... Yakında kendime yeni hedefler koyacağım sanırım. Bir tek ingilizcem kaldı çünkü yapılabilecek olanlardan...

~İçimde sürekli yapmadığın bir şeyi yap diyen dürtü var. Balona binmek, Yamaç paraşütü yapmak, hiç gitmediğim bir yere gitmek istiyorum.

~ Son olarak: Biraz bakım zamanı geldi benim tekneye herhalde. Arkadan itekleyince gitmeye başladı... İşin özü üzgünüm biraz bezelye ile ilgili... Birde oruçlar, uykusuzluk girince dengem şaştı... Gelince üstüste gelir denilen şeyleri yaşadım şu günlerde...

Herkes kendine iyi baksın. Hayırlı Ramazanlar dilerim...

* Geceleri uyku sersemi minik bir sesle uyanıp, kendisinden su isteyen o minicik bir nefesi arayan... Kendisine "biliyormusun dünyanın en güzel kokan kişisi sensin" diyen sesi yine duymak için neler vermezdim diyen...Dün dolmuşta eline dokunan ufak parmakların bir tanesini, bezelyesi yerine okşayan... Anaokulu defterlerini ve uyduruk çizimlerini tüm gece boyunca toparlayı, resimlerini çeken...Yavrusunu 1 yıl boyunca, okulu yüzünden sadece hafta sonları görebilecek...Kendini tuvalet fırçası gibi hisseden Efsa...

21 Ağustos 2009 Cuma

Biz...


Zamanın birinde,
Çok ötelerde...

Biz,
İkimiz seninle
Kilimden evimizin,
Anne ve babası olmuştuk değil mi?

Üşüdüğüm anlarda,
Masa örtülerini sıkıca çekerek ısıtmaya çalıştığın...


Bugün...
Şimdi...
Nedendir bilinmez, aklıma geldin.
Özlediğimi hissettim...


* Resim alıntı

20 Ağustos 2009 Perşembe

Doğum günü


:)

Bugün akrepkızının, blogger Efsanın doğum günü. (bloguda aslan burcuymuş. Ondan herhalde bu sevilme arzusu içine işlemiş efsanın)

Geçtiğimiz sene tesadüf eseri google de bir şey ararken, Puccanın bir yazısını görmem ile bende blogger olmaya karar vermiştim.

Bir ton kelime yazdım ama hepsini sildim an itibari ile. Sadece beni okuyan herkese teşekkür ederim. (İlk yorumcum Üfürükten Prenses ti :) İkinci Mayamdı)

Ama en büyük teşekkür; benden hiçbir zaman desteklerini çekmeyen, belki sadece 2-3 kez konuştuğumuz ama öz konuştuğumuz, bilmeden bana yön ve ders veren 6 güzel insana... Her zaman yeriniz, öneminiz, saygınız bende saklı kalacak nerede olursak olalım. Beenmaya, Arzu, La paragas, Virgilius, Evren ve Joa. (Eh küçük kardeşlerin her zaman böyle bir şımarık yanları vardır. Sırnaşırlar. :)) )

Ne diyim güzel ve kaybettiklerimden çok kazandığım, bir parça daha olgunlaştığım, farkındalaştığım bir yıl oldu. Daha nice günlere bakalım.



* İlk yazılarında Türkçe karakterle yazmadığını farkedip anılara dalan Efsa. :)



18 Ağustos 2009 Salı

Gaflarım



Aklıma son zamanlarda yaptığım yada yazarken aklıma gelen gaflarım geldi de gülümsedim kendi kendime. :) Şmdilik bu kadar anımsadım idare edin. Belki hatırladıkça gelir.

  • 4 harfli isimler diyeceğime 4 haneli isimler dedim. Karşımdaki olmadı mezraa isimleri diyelim diye dalga geçmişti :)))

  • Pasomu kaybettim diyen arkadaşımın yazdığını, ben pasaportumu kaybettim diye okudum. Buna istinadende hemen "polise git bildir" dedim. Birde hemen git, acele et diye de mesaj üstüne mesaj yazdım. :)

  • Yine geçenlerde bir arkadaşıma "uyanmadıysan dürteyim" demek isterken, "uyanmadıysan sürteyim" dedim. Sonra o kadar utandım ki, kızardığımı hissettim... Allah tan cevap gelmedi uyanmamış diye sevindim. S ve D harfleri neden yanyana ki! Hıh... (öğleden sonra az dalga geçilmedi tabi ki) :)

  • "Üniversitede bazılarının hocalara yaranmak için" diyecekken.... "Üniversite de bazı hocalara yalanmak için" dedim. (olay koptu) :)


  • iki sade kahve yerine, müşterinin önünde iki sahte kahve demiştim.

Genel olarak benim ezber ve şeye şey yetiştirircesine yazmamdan dolayı şu tarz olaylar çok oluyor:

düşüm
süştüm
ayyy yazamadım
düştüm


Öhöm: Şaşkın efsa :)


Resim alıntıdır.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Anladım... (1)



* Sanırım içtenlik ile ilgili. İsteyince olmuyor ama bir gün mutlaka oluyor!



Evren ile 24 temmuz da yaptığımız bir konuşma bu:

evren: bulursun elbet bir çözüm. mutlaka vardır. her zaman bir çözüm vardır. belki istediğin gibi olmaz, ama o anda çözümdür işte

ben: evet :) hala umudumu yitirmiyorum ve şöyle bir his var zaten 1 haftadır. evet çok yaklaştı... bişiyler olacak hissi...

evren: olacak tabi :) Güzel şeyler olacak :)

ben: sende de böyle mi olmuştu?

evren: bilmem. daha çok şöyle oldu. bıraktım kendimi. hatta xxxx ile bir konuşmamız var. frenleri bırak. nasıl olsa geri vites var diye. bıraktım

ben: :) bende de şöyle: birşey olacak hazırlan deniliyor gibi. 1 haftadır böyle hissediyorum. sanki bir ses bekle diyor ve hazırlan



İşte birşeyler oldu, bu konuşmadan birkaç gün sonra. Hayır mı, şer mi göreceğiz...! Bütün hırslarımı, kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı yenebilecekmiyim göreceğim. Sınırlarımı bilmek için harika bir an olacak bu, gerçekleştiğinde...!


resim

Allah içimizi görür




"Allah içinizi görür" derler...

Görüyormuş....

Anladım....

Cesaret edemediklerim benim yerime, bir şekilde gerçekleştiğinde...


:)


(devamı yakında)

İçimden konuştum

O
Masada karşılıklı otururken

O
Rakısını yudumlarken

Ben
Bardağımın kenarı ile oynarken

O
Tutamayacağı sözler verirken

Ben
Kıstım sesimi


İçimden konuştum

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Kısa Cümleler


Hayatında gizli bir özne gibiyim. Biliyorum cümlelerinin arasındayım... Ama ben bile zor farkediyorum bunu!

~~~~~~~

AŞK!!! acıt canımı, ama acındırma...

~~~~~~~

Harflerin bile şımarıyor cümlelerimin içinde bir endorfin oluyorsun bedenime... :))) ....

~~~~~~~

Senin için sevgilim:
"Vazgeçemeyeceğin bir anfetamin gibi olsam... Bana bağımlı olsan..."

~~~~~~~

İki renkli bir kalemin artık yazmayan tektarafı gibiydin. Mürekkebim bitene dek benimle kalmaya mecburdun. Bende seni taşımaya. Sen mutlu, ben yorgun...

~~~~~~~

Söylemiştim değil mi?
Ben aşkı zamanlar ile yaşamayı severim.
Ve sevgilim!
Ben seni hep geniş zamanla sevdim.

~~~~~~~

Senin içindeki adamlığını açığa çıkartan kadınlığım; seni gördükçe kendine yer açıyor. Kendine yer açtıkça; seni daha çok erkekleştiriyor.

~~~~~~~

Sorun şu ki; öyle cümleler kuruyorsun ki, suçunu her ikimizde bilsek de, kanıtlayamıyorum.

~~~~~~~

Korkutucu, renkli, etkileyici ve cazibeli demiştim... Evet demiştin... Ben hortumdan bahsetmiştim... Sende benden. :)

~~~~~~~


@ Kısa cümleler yazmayı seven ve sosyoloji bölümüne yerleştirilen Efsa!




11 Ağustos 2009 Salı

Hiç İşte


Hiçlerin toplamından
hepleri yaratmak gibi bir şeydi
senli zamanlarım.
Anlaşılan...
İlk kez yanıldım !!!


Söylemek istediğim şu ki, yarım kaldı çayım.


Islak ellerle tutulmuş kibrit kabındaki kibrit gibiyim.
Yanamıyorum, yakılamıyorum.
Sonrası
Hiçlik!


8 Ağustos 2009 Cumartesi

33 Okul 3003 Öğrenci İçin El Ele


"Her Çocuğun Bir Masalı Olsun" Kampanyasından sonra BirMilyonKalem Sitesi (1MK) oganizasyonu ile çocuklar için bir şeyler yapmaya devam etmek istedi. Veee okullar açılmadan önce, ihtiyacı olan öğrencilere yönelik kalem ve defter yardımı kampanyası başlatılıyor.
Kampanyanın adı "33 KÖY, 3003 ÇOCUK İÇİN EL ELE"

Bu kampanya için:
Balıkesir'in Dursunbey ilçesini pilot bölge olarak seçildi.
Peki neden Dursunbey? derseniz...
Dursunbey Balıkesir'e bağlı şirin bir ilçe. Batıda olmasına rağmen 640 rakımlı, engebeli bir coğrafi yapısı var. İlçe ormancılık, tarım ve hayvancılıkla geçiniyor. İlçenin Balıkesir il merkezine uzak olması (70km) yüzünden özellikle eğitim ve sağlık alanında sıkıntıları var. Uzun yıllardır süren öğretmen açığı ilçenin bakanlıkça "zorunlu doğu görevi" kapsamında değerlendirilmesi sayesinde kısmen giderilmiş. 103 tane köyü olan ilçede taşımalı eğitim uygulandığı için 33 tane ilköğretim okulunda eğitim veriliyor. Bu okullarda yetkililerle birlikte 3003 adet fakir öğrenci tesbit ettik. Bu öğrencilerin bir kısmı Yatılı Bölge okulu ve 200 kadarı ilçe merkezinde öğrenimlerine devam etmekteler.

Birinci yaşını kutlamaya hazırlanan BirMilyonKalem Sitesi kampanyanın sosyal etkinlik yönünü üstlenmek ve duyurmak dışında, kampanyaya eşya ve para toplanması konusunda müdahil olmayacaktır.

Tüm gönderiler, ilçe milli eğitim müdürlüğü adresine ve açtığı hesaba yapılacaktır. Ancak, daha sonra bu konuda göndericilere ve toplanan yardımlarla dağıtımlara ait veriler kamuoyu ve okurlarımızla paylaşılacaktır.

Sevgili PİNO tarafından çizilen logoyu ve ilgili linki http://www.birmilyonkalem.com/?p=17439 sayfanıza ekleyip kampanyayı duyurursanız başlangıç için 3033 çocuğu sevindirebiliriz. Ardından sel felaketine uğrayan iller gelecek. Belki daha niceleri...

Biz bir çok şeyi yapabiliriz. O nedenle elimizi hiç bırakmayalım.

Kampanya ile ilgili öneri, görüş ve geribildirimlerinizi birmilyonkalem@gmail.com adresine yollarsanız seviniriz. Amaç, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde çok insana ulaşabilmek. Geçen kampanyadan deneyimimizle ilgili metni ulaştırdığınız dostların e-postarınıda bize bildirirseniz çok seviniriz.
Kampanya ile ilgili haberleri http://www.birmilyonkalem.com/ ve http://uzagagidenkadin.blogspot.com/ adresinden izleyebilirsiniz.
Sonrası mı? Karınca kararınca herkes kendince yardımını yapacaktır. Dursunbey ilçesi bir başlangıç olsun. Kampanyamız devam etsin. Sel felaketine uğrayan iller, kütüphanemizin kurulduğu Yeşilovacık ve daha niceleri...Biz bir çok şeyi yapabiliriz. O nedenle elimizi hiç bırakmayalım.

Not: İlçe ve okullar hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için aşağıdaki web siteleri ziyaret edilebilir.

http://www.dursunbey.com/
http://www.dursunbey.gov.tr/haberler/287/EgiTiM.html
http://www.dursunbey.gov.tr/haberler/283/iLcEMiZiN-COgRAFYASI.html
http://www.dursunbey.gov.tr/haberler/241/KoYLERiMiZ.html

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Sevdim, Farkettim, Özledim

Ben bu sıralar;
Vişne suyunu buz haline getirip kıtırdamayı,
Sinirlendiğimde mutfak dolaplarını sildiğimi,
Gmailden vazgeçemeyeceğimi, yahooyu hiç ama hiç sevmediğimi,
Ama sözcüğünü çok sık kullandığımı
Lahanayı ve brokoliyi çiğ daha çok sevdiğimi,
Sürekli bir bilgi açlığım olduğunu,
ama bunları ezberleyip unuttuğumu,
Onay sözleri beklediğimi,
Üstüm batacak korkusu ile kendime yakıştırmadığım için; çimlere oturmadığımı ve bunu sadece bir kez kızım için yaptığımı,
Yolculuk için hiç heyecan yapmadığımı,
Ne kadar hırslı olduğumu,
FARKETTİM...!


Ayrıca;
Yeşil elma yemeyi,
Bezelyemi,
Adam ve kadın hikayeleri yazmayı-okumayı,
Şu aralar eksilen evdeki sesleri,
Evlerin kenarındaki yüksek betonların üzerinde yürümeyi,
Kara dokunmayı, yeme çabalarımı ve ayak bastığında çıkan kırt kırt seslerini,
Kısırı ve ince bulgurla yapılan her şeyiiiii (meeleniyorum artık resmen yorumlarda artık :))) )
Özlediğimi de farkettim



~ Durduk yere ilk ojesinin bu renk olduğunu hatırlayıp gülümseyen Efsa... :)
~ Bugün 16:00 da yola çıkıyorum bir aksilik olmazsa.
~Kendinizi evinizdeymiş gibi hissedin, ortalığı çok dağıtmayın, çöpleri atmayı unutmayın. :) Pazartesi görüşmek üzere...



1 Ağustos 2009 Cumartesi

Bugünlerde ben



* Ben bu günlerde; heyecanlıyım. 5 gündür kızımın sesini bile duymamıştım. Fakat çok özledim bu hafta... Her zaman özlüyorsun ama bu hafta kokusunu duydum burnumun ucunda...

* Bugün abimle telefonda zırt pırt görüşüp tercihlerimi konuşuyorum. Tam kararımı verdim sosyoloji okuyayım demişken, abime de bir sorayım deme lüksünde bulundum. Oda zaten aklımda olan sağlık alanında bir bölümü "okusan iyi olur, bizde bile öğrenciler fazla yok, konuştuğum iş yeri sahipleri bile bunları araken" deyince... bende ipler koptu.... Yarın mutlaka bu tercihin bitmesi gerekiyor bakalım... Abime çok sevdiğim bir ablamın; "bütün mühendisler çatlaktır" lafını hatırlatasım geldi. Yahu be adam ben ilk sevincimi seninle paylaşmadım mı? Neyi seçsem iyi olur diye tavsiye istediğimde o zaman niye vermedin diye çemkiresim geldi.

* Dans kursunda çok hoş videolar çektik. Gün boyu belki 5 er kez izledim bütün danslarımızı. Vay be dedim, aa ne basit bir hareketmiş, ama yaparken daha güzel, ahaha kafamı eğmişim, omzumu çok sallamışım, fazla kıvırmışım, bacaklarım ince çıkmış, kilolu çıkmışım, saçlarımın rengi ne hoşmuş, S. ne güzel dansetmiş, ama keşke etek giymeseymiş, bu çocuk adımları şaşırıyor, kendimi sakınmış hep arada boşluk bırakmışım, vs. demişim... :))) buraya da koymayı inanın istedim, bu aralar bolca övgü, takdir, onay sözü bekliyorum. Koyamam tabiki, sıkar açıkcası. Ablamdan başka hiç kimse görmedi henüz 1 haftalık videoları bile.

* Bu aralar çok fazla stres yüklüyüm sanırım. Ellerimin üzerinde pul pul dökülmeler başladı. Şirketin Dr u strestendir dedi. Bir merhem verdi. Bakalım... Ben bezelyenin (aşağıdaki) okul haberini öğrendikten sonra olması ayrı bir acınası...

* Birde sol ayak bileğimde geçe sene oluşan ve sebebi bir türlü bulunamayan ödem, yine baş gösterdi... Nasıl iyileşecek bilmiyorum... Sebebi ve ne olduğu bilinmiyor çünkü...

* Bu hafta 4 günlüğüne yıllık izne çıkacağım. Ölmeden önce anneannemi görmek istiyorum ve anne baba abimi özledim.

* Bezelye onların yanında okuyacak 1 sene. :(( ne kadar kabul etmek istemesemde, hiç içimden gelmese de buna mecbur kaldım. Elim ayağım sıkıştı diyebilirim. :( 1 sene sonra babasının kredi borçları biterse özel okulu düşüneceğiz. Bana kalsa ilk yarım dönemden sonra kızımı istediğim okula yazdırmak için kiralık bir ev bakmak olacak birkaç aylığına...

* Arabamız tamire gitti. Ablam sesini çıkar(a)madı. Açıkcası haince bir zevk almadım değil içimde bir yerde. Bir kenarda birikmiş paranın olması insanın ablasına bile söz geçiriyor-muş. Acı ama gerçek.

* 10 Yılda ilk kez kredi kartlarımın bir tanesinin limitini doldurdum, diğerine de yaklaşmış olmalıyım. Pişman değilim çünkü ilk kez içimden ne geçiyorsa ve nasıl doğru geliyorsa yaptım. Üstelik bundaki limitlerin yarısını ailem için kullandım. Kendime de değil. O nedenle hiç keşke meşke ay sıksaydım demiyorum. Kovulmassam öderim, 2 aya da toparlarım diye düşünmekteyim.


resim alıntı

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Genç ve Dul kadın


Genç anne olursunuz... Bunun en güzel yanı; bebeğinizle birlikte büyümenizdir. Özellikle hala çocuk kalmak isteyen bir benliğiniz varsa, birlikte oyunlar oynamanın keyfini sürersiniz...

Ama genç anne olmakla, genç ve bekar anne olmak arasında toplumumuzda ayrımcılık olarak görülebilen bir durum vardır.
Bu yazıyı sanırım birkaç bölüme ayıracağım... İlk bahsetmek istediğim dul kadın mevzuu...


Şimdiii; bir şekilde, bir sebeple yürümeyen bir evliliğiniz biter yada eşiniz ölür... Sizse hayatın size nimet mi, lanet mi sunduğunu anlayamazsınız. Boşandığınız için kendinizi mutlu, içi boşalmış ve hayata yeniden adım atmaya hazır hissederken, size göre nimet olan şey... Topluma göre lanettir çoğu zaman. Malum pek bir etiketleme meraklısıyız hepimiz.

Dün yan komşunuzun bacım, kardeşim diye seslendiği sizler, anında okus pokusla "kadına" çevrilirsiniz. O ana dek göze batmayan, herkes gibi olan davranışlarınız; (birilerinin gözünde!) bir anda içinde seksepalite kokan eylemlere dönüşmüştür. "Dul kadın" olmanın "potansiyel verici" olmakla eşdeğer sayıldığı bir devirden günümüze neler değiştiğini düşünüyorum da. Koca bir hiç...! Tamam, belki biraz anlam değişikliği oldu o kadar. Onlara sorarsanız mazeretleri çok açıktır. Dul kadının sevişmeye ihtiyacı yok mudur? Eee dünkü size bacım diyenler, her zaman bu ulvi görevi layığı ile yerine getirmek isterler. Cinsel ihtiyaçlarınızı karşılamayı vazife edinirler. Zaten dul kadının da düşünecek başka bir şeyi yoktur, tek derdi budur. Her şeyi bir yana bırakıp, Ah! Biri gelse de sevişsek diye bakınırlar hepsi! Üstelik bu hangi seviyede, kültürde, gelenekte bakarsanız bakın dul kadın olmak zorlayıcıdır bir kadın için.

Siz boşanırsınız / eşinizi kaybedersiniz; sonra şöyle bir çevrenize bakarsınız, değişen bir şeyler olacak mı diye? Bizim beynimizi geçmişte öyle bir boyamışlardır ki, arkadaşınızın eşinin arabasına binmeye bile çekinirsiniz...
Yanlız yaşamaya çekinirsiniz... Yanınızda ki her erkekle işi pişirme ihtimaliniz vardır çünkü! Bir neslin filmleri, size bu dul kadınlarla ilgili birçok şey aşılamıştır... İnsanların bekarken yaşadıklarını yaşarsanız, size cüzzamlı gibi bakıverirler.

Birde şu var bakın!
Diyelim ki; aileniz sizi bağrına basmıştır. Onlarla yaşamanız size, biraz daha namuslu bir hava kazandırır. Çünkü yanlız yaşayan bayanlar, imkanları! fazla geniş bayanlardır... İnsanlar yüzünüze bakıp gülümserken, içlerinde: "Hem dul, hemde yanlız yaşıyor. Bak bak bak. Kesin yatıp kalkıyordur bu kadın... Zaten geçen günde biri bırakmıştı araba ile... Şu gün geç gelmişti evine, çocuğundan da mı utanmıyor... Böylelerinden korkacaksın, her daim tetikte olmalısın... Evine mi alıyorsun o kadını, kocan evdeyken! Deli misin kızım sen..."

Bir dulsanız, hareketlerinize iki kez dikkat etmeniz gerekir. Nasıl oturulacağı kalkılacağı, nasıl gülümsediğinize bile en ince ayrıntısı ile dikkat edilir. Hep iki ile çarpılacaktır her davranışız... En ufak açığınızda aradan sızmaya çalışılır. Hemcinsleriniz bekar bir bayanı süzerken, sizi iki kere dikkatle süzerler. Erkekler içinse; kolay avsınızdır... Nasıl görürler biliyormusun? Zorluk çıkartmaz, Tecrübelidir. İlişkilerde çocuksu davranışlarla sizi bezdirmez. Soru işareti ile biten cümleler pek kullanmaz? Yanınızdayken doğaldır, kendini farklı göstermeye çalışmaz, doygundur vs. diye liste uzayıp gider...

Bir düşünelim bakalım? İş görüşmesine giden dul ve çocuklu bir bayan; sorulan soruda şöyle bir düşünür. Heleki çocuğu varsa; bekarım dese bir türlü, demese diğer türlü... En sonunda bekar ama çocuğu olduğunu belirtince, karşıdaki insanın bakışları, değişir mi değişmez mi? Ya da yeni tanıştığınız birisine bunu söylediğinizde.
Bayansa size destek olma ayağında neden ayrıldığınız merek eder önce. Erkekse sizinle sevişmenin nasıl olacağı, yada diğer tabirle kendisine verip vermeyeceğinizi. Bunlarında hepsini de, içine umut ve "ay sen ne güçlüsün" kelimeleri altında yaparlar.
~~~~~~

Toplum için ya evlisinizdir, ya bekar. Kredi kartı başvuru formlarında veya önünüze sunulan çoğu belge de size seçenek sunarlar. Ne olduğunuzu seçmeniz gerekir. Hadi bakalım seçin ne olduğunuzu. Evli misiniz: hayır, bekar mı? Eh bekarım tabiki diye düşünürsünüz. Ama sonra bir soru belirir beyninizde;
niye utanmam mı gerekiyor benim dulluğumdan? Boşanmış olarak büyük ve affedilmez bir suç mu işledim ben? Yürümeyen evliliğimin suçunu sadece kadın tarafına yüklerken, çok mu masumsunuz siz? Ama nedir? Boşanmış olmak, dikiş tutturamamaktır değil mi?

Ya ben... İkinci bir evliliğe sıcak bakıp, ama derinlerde deli gibi korktuğumu size nasıl açıklayayım. Hep insanların ne dediklerine bakan bir ailenin/çevrenin/arkadaşların yanında büyürseniz, empati yeteneğiniz ne kadar gelişken olur biliyormusunuz?

Birde anneler vardır. Tek korkuları oğullarının dul kadınlara bulaşmasıdır. Maazallah kendi oğulları bir dul kadının oyuncağı oluverirse, o kadının çocuklarını besler halde buluverir kendini. Çünkü asla kendilerine
"baba" demeyecek çocuklara bakmak için yetiştirmemişlerdir oğullarını... Bekar erkek & Dul kadın versiyonu daha kabul edilemez ölçülerde bizim ülkemizde. (Bir nebze bakirelik kavramı ortadan kalkınca, olabilirliği artmış bir durumdur.) Hımm napar bu kaynana adayları:

- evlatlıktan ret ederler oğullarını.
- sütlerini helal etmezler.
- kendilerine yazık ederler.
- intihar etmekle tehdit ederler.


Üstelik ne deseniz boş gelecektir. Siz kandıran taraf, erkekse kandırılan taraf olacaktır her zaman. Anlatmaya çalışırsınız, peygamberden tut, birçok örnekler sunarsınız. Ama o zaman dinin bir hükmü kalmaz. O zaman örf-adet-gelenek üçlemesi konuşur. Siz ne derseniz diyin, zordur bunları aşmak.


Hele ki aşan tarafın ayrıldığını düşünürsek, çıkacak söylemler, "ben sana demiştim" ler havada uçuşur.


Velhasıl zordur dul bir bayan olmak. Bir sonraki evlilik hep korkutur insanı. Beyninizden şöyle bir geçer düşüncesi: "Ya bu da yürümezse..."


Mutluluğa inanıp inanmamaksa, tamamen size kalmış. Diliyorum hepmizin karşısına güzel insanlar çıksın her yönden.


resim alıntı

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Önce





Sıcak çorbadan önce soğuk meze,

Sıcak şaraptan önce soğuk koltuk,

Sıcak nefesten önce soğuk bir el,

Sıcak bir kırmızı,

Soğuk bir beyaz.

...

Arka fon siyah.


Resim fotografçının isteği üzerine kaldırıldı

17 Temmuz 2009 Cuma

Özledim

Baba;
Sen en çok "senede bir gün" şarkısını severdin...
Bir erkeğin (hele bir kadına) şarkı söylemesi çok güzel gelirdi bana
ve sen ne güzel şarkı söylerdin...
Şarkıdan değil, seni dinlerken mest olurdum.

Şarkı söylemeyi çok severdin. Bense seni dinlemeyi...
Senin şarkın biterdi, ne söyleyelim dercesine bakardın yüzüme...

Bense "şarkılar seni söyler,ben gamlı hazan, inleyen nağmeler" ile başlardım, cılız sesimle mırıldanmaya...
Sesim iğrençti, doğru notalarla söyleyemezdim, hep kendimce söylerdim şarkıları.
"En çok hangisini seviyorsun" deseler, cevap veremezdim.
Demediler, ama sen hep benden önce bildin hangisi olduğunu?
Bakıp suratma o an hangisini dinlemek istediğimi bildin...
Hangisini o an en çok sevdiğimi...

* Sana ilk hediyem 9 yaşımda iken oldu. Harçlıklarımı biriktirip, beğendiğin bir sanatçının kasetini almıştım. Verirken yüzüne bakıp, tepkini izleyeceğim diye düşündüğümü biliyorum. Ama o an o kadar utandım ve duygulandım ki, bakamadım gözlerine. Hiç bilemedim ilk hediyemi verirken, gözlerindeki ifadeyi. Ne ben bakabildim, ne de sen konuşabildin o an... Bundan 2 ay sonra elinde bir orgla çıkageldin. Yanında en sevdiğim çikolatamla birlikte...

* 15 yaşımda elimde ilk altın madalyamı tutup sana gösterişim. Bu sefer yüzüne hevesle bakışım, senin gururla bakışın...

* Geçtiğimiz pazar günlerinin birinde, sen-ben-bezelye olarak gittiğimiz deniz faslından dönerken; aynı gün annemle kavga edip ona söylediğim sözler aklımdan geçti. Senin bizi yatıştırışın...İlk kez dede anne torun olarak bir arada olmanın keyfi ile dönerken hoşgör kızım bizleri dedim. İçim sızladı.

* Yazları bahçedeki salıncağa oturup, radyoyu yada o arşiv cd lerinden birini bulup (hatta hep 11 ve 14 i seçip) açışın yok şimdi.

Bahçemiz de suskun bu aralar. Bitkilerin ve çiçeklerin dallarıda uzadı. İyiyiz idare ediyoruz kendimizi ama biraz eksiğiz gibi.Yemek yapmıyoruz mesela. Hayır işin özü atıştırmanın dışına çıkmakta istemiyoruz. İçimiz almıyor. Evimize ekmek girmedi mesela 2 haftadır. Annem de kızmıyor ben pişiriyorum yemiycem diyosunuz diye...

Seni çok özledim babacım, ama dün annemi de çok özlediğimi farkettim. Ablama yanaşıp öptüm. Doymadım 3 kere daha öptüm. Hadi seni özleyeceğimi bilirdim de baba, bu sefer sanki annemi daha çok özledim. Seni anlattım tüm yazıda belki. Ama sende özlediğim şeyleri aradım. Anıları andım. Annemi ise şimdiki hali ile çok özledim.

Evimiz ses olunca çok çok güzel. Haftaya görüşmek üzere sizlerle... İkinizi de çok özledim...



resim alıntı

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Bugün güzel bir gün



  • Bu bir kadın bir erkek dizisini kaç kişi izliyor bilmiyorum ama. Bugün facebookta gördüm bir bölümünden ufak bir kesiti. Dayanamadım buraya da koyayım dedim. Bu nimet mi - lanet mi olduğunu çözemediğim yetenek (dolaylı yoldan anlama-anlatma) bütün kadınlarda var sanırım. Bir çok bölümü çok güzel konduruyor kadına da erkeğe de, ama bu bölüm çok hoşuma gitti siz de izleyin istedim. (En alta ekledim... umarım görüntülenir. olmadı link bu.)

  • Birde ben senelerdir tek bir soru çözmediğim halde, hatta bu bilgilerle kazanamam herhalde dediğim halde... Üniversiteyi kazanmışım. 145 tutturamam bu bilgilerle derken, 264 almışım. Hayır bilseydim çalışırdım, 10 soru çözsem karımaymış baksanıza. Bende nasılsa bu sene kazanamam, seneye hazırlanıp en azından boş durmam diyordum. O zamanda AÖF den devam ederimdi amacım. Şimdi istersem okula bile gidebileceğim bir puanım var. İş saatleri akşam okullarına denk gelmiyor diye biliyorum. Abim saat 3 de başlayabiliyor bazıları dedi. Öyle olsa oradan devam edecektim. Bakalım düşüneceğim artık. Ama şaşırdım, birde cidden 10 yıl geçti ben hiç test denen meretin T sini çözmeyeli. Var anasını ahahaha modunda bir haber oldu benim için.

  • İşin güzeli ise 2009 yapılacaklar listemde bir hedefim daha gerçekleşti. O kadar az madde kaldı ki, kalanların çoğu da duygusal şeylerle düzeltmem gerekenler... Bu yönümü seviyorum, ertelemiyorum gerçekten istediğim şeyleri. Eninde sonunda gerçekleşiyor. Hırsımın olması beni bu yönde olumlu etkiliyor.

Bugün güzel bir gün... ve işte beğendiğim video...



resim alıntı

Related Posts with Thumbnails

..