7 Mayıs 2010 Cuma
Gözümün gördüğü / Kapadokya
Uzun uzadıya anlatmak isterdim ama fazla vaktim yok. Resimlerin bir kısmını yükleyebildim. Mutlaka gidilmeli, görülmeli, yürünmeli, O kaya odalarda kalınmalı.
Güzel bir hafta sonu diliyorum sizlere...
* Bilgisayarı bozulan en az 4 gün kaybeden Efsa... :(
28 Nisan 2010 Çarşamba
Mektuplar / Hoş Geldin
Merhaba sevgilim,
Hayatıma hoş geldin,
Hani insanın beklemekten usanıp; artık olsa da fark etmez, olmasa da dedirten günleri olur ya! Öyle bir anımda, yanıma pat diye oturuverdin sen. Tüm şaşkınlığımda, olmazlarımda, iyi ki yanıma yanaştın.
Belki de biliyorsun, saatleri saymıyorum artık. Sen gelene dek zaman duruyor çünkü. Gelişine erteliyorum sorularımı. Hatta hikayelerimi de. Ve söz verdiğim gibi kendime dikkat ediyorum.
Biliyor musun; sabahları aynaya bakarken ne kadar yüzümü yıkarsam yıkayayım, hep sen varmışsın gibi. Tenimden izlerin silinmiyor. Hiçbir su, izini silmeye yetmiyor.
Penceremi açtım. Ruhun bedenime örtü gibi yerleşsin diye...
~~~~~~~~
Şimdi yanı başımdasın sevgilim.
Hoş geldin,
Tüm kısa sözcüklerimi senin için biriktirdim ben. Tıpkı sevdiğin gibi. Tıpkı alıştığım gibi.
Şu an yüzüme bakıyorsun, yüzüne bakıyorum... Yüzünde kendime ait izler arıyorum. Bir bakıştan bin anlam çıkartmak oluyor düşlerimiz.
Seni seviyorum ve fark ediyorum ki; sana sevgim arttıkça, kendime hayranlığım artıyor.
~~~~~~~
Ve aşk...
Seni düşlerken saç diplerimin bile terlemesi demekmiş...
Seni anımsadıkça anlıyorum...
22 Nisan 2010 Perşembe
19 Nisan 2010 Pazartesi
Kampanya: Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı 1. yaşında
Doğrudur Nisan'da doğduğum.
Doğmak için bahardan güzel mevsim var mı?
Uyandırmak hayatı
Çiçekle, böcekle günü selamlamak
Alkım renkli bir dünyaya yalın ayak arşınlamak
Gökyüzünü yıldız yıldız aydınlatmak
Nisan!
Biraz umut, biraz sevgi, biraz insan...
Tam 1 yıl olmuş ben doğalı
O günlerdeki heyecanınızı biliyorum
Coşkuyla el ele vermiş yüreklerinizi anımsıyorum.
Şimdi yaşamak ve ayakta kalmak için yine sizlerin desteğinizi istiyorum.
HER ÇOCUĞUN BİR MASALI OLMALI KÜTÜPHANESİ'siyim ben.
Şimdi sizlerden çocuk ve ergenler için roman, hikaye, çizgi roman türünde kitaplar göndermenizi istiyorum.
Ansiklopedimiz çok var. Hatta bazılarından ikişer, üçer olduğu için dağ köylerine yolladık.
Düşünüp bize armağan yollayan herkese sevgilerimizi iletiyoruz.
Yeniden bize armağan yollamak isteyenler için adres:
HER ÇOCUĞUN BİR MASALI OLMALI KÜTÜPHANESİ
Yeşilovacık Belediyesi
Yeşilovacık - Mersin
Bu 23 Nisan'da da çocuk gülücüklerine karışabilmek umuduyla...
1MK Adına
A. Şebnem Soysal - Erkan Bal
14 Nisan 2010 Çarşamba
Gaflarım ve Şaşkınlıklarım 3
Geçenlerde öğlen vakti eski genel müdürüm telefonla arayıp, hal hatır sordu sağ olsun. Bir öğlen yemeği için sözleşip kapattık telefonlarımızı. Buraya kadar her şey iyi hoştu. Akşamüzeri işten çıkınca sevgilimi aramak için gayri ihtiyari son aranan numarayı tıkladım… Ve olan oldu…
Sen sevgiliyi arayacağım diye eski genel müdürü ara!!
Üzerine duyduğun araç seslerine istinaden “nerdesin, napıyorsun” falan diye sor!!
Şimdi birinin soyadı ile diğerinin adı aynı olunca ve ben en son aramalarda genelde sevgilimi arayınca; son arama ondadır diyerek bastım. Araba seslerinden de bir şey duyulmayınca ilk seste algılayamadım. İkinci kelimesindeki şokla telefona bakmamla, özürlerim havada uçuştu. (Savunma içgüdüsünde ki Efsa)
Hali ile adam dalgaya vurdu. Bolca kahkahanın arkasından “76 yaşındayım kızım, bankadan beni arayıp, bilmem ne hanımla mı görüşüyorum diye soruyorlar adımdan dolayı. O yüzden sorun değil, ilk sen değilsin” dedi. Teselli etti :))
~~~~~~~
İkinci olayım şaşkınlık üzerine. Bir keresinde delinin biri trafik ışığında beklerken önüme X şeklinde kollar bacaklar açık zıplayıp:
- “devlet gibi hatunsun maşallah” demişti.
Bu seferde de minibüs bekliyordum. O sırada arkadaşım telefonla arayınca tam telefonu açmamla birlikte, arkamdan birinin omuzlarıma ellerini koyup yanağımı öpmesi bir oldu.
Neye uğradığımı şaşırmayı bırakın o an telefonda da konuşuyorum ya, istifimi bozamadım.
Bir şey yapsam, bir şeyler desem nolcak, adam deli. Al başına belayı Efsa boşver dedim içimden. Allah tan ifadesi, giyimi düzgündü de içim bir parça rahatladı. (teselli arayan Efsa)
Sonrasında şaşkınlığım geçince bir gülme geldi. Yan tarafımda duran taksicilere dönüp, el kol işareti ile “bu neydi şimdi” dedim. Onlarda yine el kol hareketi ile “boşver deli o deli” dediler.
Yalnız delinin önüme geçip yüzüme baktığında neden “aaaa” sesi çıkardığı hakkında hiçbir fikrim yok.
* Mahçup mahçup gülümseyen, şaşkın Efsa…
9 Nisan 2010 Cuma
Kısa Cümleler / Seni Sevmek 2
Aşk masada...
Üstüne erişemeyeceğimi düşünürken, altına girdiğimde bulmaktı.
Seni sevmek!
Tenine parmak uçlarımla hayal meyal dokunup, o akımı yaratmayı istemekti.
Seni sevmek!
Uykuya dalmadan önce, düşündüğüm son şeyin sen olmasının güzelliği idi;
Seni sevmek!
Kokunla baştan çıkmayı istemek oldu,
Seni Sevmek!
İçime çektiğim tek şeyin, nefesin olmasını istemekti;
Seni sevmek!
Ve nefeslerimizin çarpışmasının yarattığı, senkronun eşsizliği gibiydi...
Seni sevmek!
Sandıklarda naftalinler arasında boğulamayacak kadar değerlisin.
Göz önüne konulamayacak kadar da…
Bazen, gözümden sakınmayı istemek;
Seni sevmek!
Bağlaçlardan en çok "ile" yi sevmekti;
Seninle kelimelerin her halini, ama en çok sen/de/ki hallerini sevmekti;
Seni Sevmek!
* Güzel bir hafta sonu dileyen Efsa...
* Görsel
3 Nisan 2010 Cumartesi
Kadınlar yazıyor / Namus mu hahaha
Aslında bakmayın biz çok namuslu bir milletiz.
Namus deyince çoğumuzun aklına gelen kavram bellidir.
Zaten namus dediğimiz nedir ki?
Açılan bir etek altı, görünen saç teli, bakirelik, iki bacak arası iki delik!
Hep bir alt, hep bir ara değil mi?
Kadını, erkeği fark eder mi ki ?
Öyle kaçakçılıktan, kapkaççılığa, uyuşturucudan, insan tacirlerine, dolandırıcılıktan, hırsızlığa, adam kaçırmadan, öldürmeye vardıran çok namuslu insanlarımız vardır bizim.
Biz de hala bakirelikmiş, şuymuş buymuş yazalım çizelim değil mi?
Kızlığını diktirene şaşmamak gerek inanın.
Böyle namuslu erkeklerin arasında, kapak gibi namusun ne olduğunu gösterirler adama.
Bazı erkeklerin namusları gibi erdemleri de dik durur.
* Bu yazıyı daha önce Kadınlar yazıyor sayfasında yayımlamıştım.
* Görsel
2 Nisan 2010 Cuma
Kadınlar Yazıyor / Bekaret
Aşağıda ki yazıyı yazalı üzerinden zaman geçti. Ama nedense güncelliğini hiç yitirmiyor. Bazılarının gözünde "aaa böyle düşünen insanlar mı var?" şeklinde bir düşünce geçebilir elbette. Ama üzgünüm ki var. Gazetelerin 3. sayfa haberleri bu konuda eşsiz bir kaynak sunabilir sizlere. Zaman zaman diğer sitede ki yazıları ekleyeceğim buraya. sırf bilgilendirme amaçlı.
Kızların hep bir zarı vardır. Namusun timsali! Hani topluma temizliğini bununla gösterirsin falan. Kaybedersen tüm hayatın boyunca suçlu kalırsın. Kendini koruyamamışsındır. Küçük görünürsün.Namussuz, bencil bir insansındır. Kendi seviyeni, değerini düşürmüşsündür.
Çünkü o zar, bekaret dediğimiz kavram;
Lekelenir!
Kaybedilebilir!
Delinir!
Yırtılır!
Bozulur!
Önemli(mi)dir...
Önemsenli(mi)dir...
Kişiye göre değişir elbet. Ama bu asla karşıdakini rencide etmek, öldürmek, sövmek, dövmek, aşağılamak, değer yargılarını sorgulamak için bahane olarak kullanılamaz!! Bu insanlık dışıdır işte. Karşındaki bakire değil diye onu suçlarken kendin nasılsındır? Bir de bunu hemcinslerimiz de yapar arada... Milletle yiyişip yiyişip aa bak o kız bakire değil derken, sen ne kadar namuslusun? diye sorsan apışıp kalacaklardır eminim. Ya da kendi kızlarına bakmayan anne - babalara ne demeli? Her kuşak bir sonrakinin namusunu bu zara göre mi sorgulayacak? Bırakın isteyen kendisine nasıl doğru geliyorsa o şekilde yaşasın bunu. Kimse kimseyi aaa bakireymiş namuslu imiş deneyimsiz diye yargılamasın. Ve yine kimse bakire değilmiş namussuzmuş demesin. Özgür irade burada başlar.
* Münevverin cinayetinde, gördük toplum düşüncelerini!!! "bakire olsaydı hak etmiş olacaktı garibim"
* 2009 a girerken doğalgazdan dolayı zehirlenen öğrenciler hakkında da aynı itham ve suçlamalar yapıldı...
* Onca töre cinayetleri işlendi. Değer miydi?
* Yasemin Ç.' yi hatırlayan var mı aranızda bilmiyorum. Bunu töre kısmında işlemeyi düşünüyordum ama konu ile de ilgili. Sevgili Yasemin, eniştesinin tecavüzüne uğrar, kürtaj olur ve kızlığını diktirir. İmam nikahı ile zorla evlendirilir. Bakire çıkmadığı için evine geri gönderilir. Askerden gelen abiside silahla öldürür... Ne diyeyim şimdi ben. Hala bakireliği önemseyen zihniyete.
Ellerinden gelse tecavüze uğramasının suçunu da kıza yıkıp kız hak etti diyecekler. Acaba kendi kızlarının, kardeşlerinin başına böyle bir iş gelse, hak etti o... diyecekler midir??? Bakireliğini bu şekilde kaybeden bir kızın hissettikleri hakkında bir empati kurar mısınız? Kızcağız hem zorla bu olayı yaşayacak, bir de üstüne hem ailesi hem toplum hem de ilerideki evleneceği insan tarafından suçlanacak ha??
Benim kızdığım; Herkesin özgür iradesi ile yaşadığı şeylere saygı duyulmalı. Kişiler ne zaman kendilerini hazır hissederler ise o zaman yaşamalı. Sonradan kendileri de dahil kimseyi suçlamamalı, suçlanmamalı!!
Oğlum kadınları becersin, kızım kırsın dizini otursun mantığındaki insanları kınama benimkisi.
Elini yıka geç meselesi değil ki bu. Neyin kiri? Hangi kir Allah aşkına!!
Türkiye'de kaç erkek evlendiği kadın bakire çıkmadı diye boşandı? Düşünün!
Kaç kadına bakire olmadığı için orospu dendi?
Erkekler evlenmeden önce birçok kadınla birlikte olmak isteyip, evleneceği kadının "temizliğini" bekaret ile ölçtü?
Ya kaç kız bakireliği gözlerinde büyüten ailesinin baskısı altında intihara sürüklendi?
Bir tavsiye:
Eğer ülkemizde bu bakirelik kavramı, farklı ülkelerde de çok değişik biçimde yüzünü gösteriyor. Geçenlerde bir kitaba rastladım. Adı "Yitik masumiyet" Okunası, okunmalı...
Bir bilgilendirme:
Kimse sizin onayınızı almadan sizi bakire misiniz diye hastaneye götüremez. Yasalarda bile bu böyledir. Kimsenin, bu aileniz bile olsa böyle bir genital muayene için zorlamasına imkan tanımayın. Lütfen...
MADDE 287. - (1) Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
29 Mart 2010 Pazartesi
Ben küçükken...
Akşam ezanı okununca,
Apar topar tozlarla bütünleşen küçük bedenlerimizle, evlerimize dönerdik.
Ezan vakti geldi mi akşam olmuş sayılırdı.
Sabah olunca sil baştan…
Gözümüzde büyüttüğümüz, aslında ufacık bir arığın üzerindeki köprüden geçerdik
Suyun üzerinden hoplardık O taraftan, bu tarafa.
Evden kullanılmayan kumaş, örtü parçaları ile terk edilmiş minibüsü süslerdik.
Erkek çocuklar bozardı, biz yeniden yapardık.
Ne onlar bıkardı, ne de biz.
Ne onlar bıkardı, ne de biz.
Kızılderili olurduk.
“Kantaki”, “çantaki” diye lakaplar takardık.
Annem kovboy filmlerini severdi.
Oysa ben küçük evi bile hatırlamazdım.
Aklımda Köle Isauradan birkaç sahne vardı.
Büyük küçük kavramını çözemezdim.
Ve sürekli sorardım anneme
“Neden bulaşık yıkamak için küçüğümde, aranızda yatmak için büyüğüm”
Diye…
Gülerdi annem.
Abim sakat olmayan diğer eli ile beni battaniyeye sarar.
Sonra tutup çekerdi.
Kahkahalarla gülerdim.
Kendimi halının içinden çıkan Alaaddinin prensesi zannederdim.
Mahalle kavgaları yapmazdık.
Gerçi mahallemizede başka çocuklar girmezdi pek.
Girdiklerinde umursamazdık, herkes yerini, yurdunu, gideceği yeri bilirdi.
Onlar bir hevesle gelirlerdi.
Bizde bir hevesle geldikleri gibi gideceklerini bilirdik.
Bizde bir hevesle geldikleri gibi gideceklerini bilirdik.
Evden gizlice yürüttüğümüz meyve bıçaklarını
Dizlerimize kadar gelen otları kah yuvarlanıp, kah yolarak yemek yapardık.
Arada babamın jiletlerini bile çalmışlığım vardı.
Allah tan kesmezdik elimizi.
Tek kullanımlıktı sanki her şey.
Tek kullanımlıktı sanki her şey.
Jiletleri çöpe, bıçakları annelerimize çaktırmadan eve götürürdük.
Ben büyürken
Okula kendim giderdim.
3 büyük caddeden geçerdim.
Babam "seni sadece 2 gün okula götürdüm, gerisini kendin gittin" diye anardı ara sıra.
Ben ilkokula başladığım yıl, mavi önlükler çıktı.
Ama bizim gri pileli formalarımız vardı.
Çok hava atardık.
75 kuruş harçlık alırdım.
Param cinoya ve simite yeterdi...
Bağcıklı çizmelerin moda olduğu zamanlarda,
Ailemin durumu çok iyi gitmezken, alamayacaklarını bilip üzülmüştüm.
Ama bir gün babam beni sevindirmek için alıp gelmişti.
Ben mutluluktan ağlamak nedir anlamıştım.
Bir çizmenin bağcıklarındaydı mutluluk,
Ve beni sevindirmek için ucuz bir yerden bulup almıştı
“AİLEM”
Hepimizin oruç tuttuğu zamanlarda,
Enfes sahur sohbetleri yapılırdı.
Soframızdan kahkaha eksik olmazdı.
Ramazan demek, birazda aile demekti.
Birlik demekti.
Ve biz güzel bir aileydik.
O zamanlar telefon hatları yeni çekiliyordu.
O zaman telefonlar santralden bağlanıp, jetonla aranıyordu.
Rakamlar 6 haneliydi.
Annem anlatırdı evlerine ilk telefon gelişini…
"Bizim telefon numaramız 7 idi. Şehirdeki telefonu olan 7. Evdik"
derdi.
derdi.
Ben küçükken
Memlekete her gidişimizde, dedem çizimlerini gösterirdi.
Şehirlerimizin havadan çekilmiş resimlerini gösterirdi.
3 tane ciltlenmiş karikatür kitapları vardı, ansiklopediden büyük.
Her yaz bıkmadan onları okurdum, çoğunu bilsemde.
Şehirlerimizin havadan çekilmiş resimlerini gösterirdi.
3 tane ciltlenmiş karikatür kitapları vardı, ansiklopediden büyük.
Her yaz bıkmadan onları okurdum, çoğunu bilsemde.
Teyzem hepimize küserdi.
Ailede ki sırları ben bilmezdim.
Annem hiç dedikoducu bir kadın değildi.
Memlekete gitmek; dedikoduları istemesende dinlemek demekti.
Devam edecek…
24 Mart 2010 Çarşamba
Sahne değişir / Olaylardan Çıkarılan Dersler
Sahne değişir…
İlk kez girilen bir mekanda, bir sandalyede oturmuştur kız. Gözlerini kapatmadan önce gördüğü son şey krem rengi duvardır. Bir müddet daha gözünün önünde canlanır bu son görüntü. Oturduğu yerden başının dönüşünü durdurmak için; tutunma ihtiyacı hissettiği bellidir. Sağ eli ile sandalyenin altına doğru sıkıca tutunmuş, parmaklarının ucunda tahtayı hissetmiştir. Ama sağ tarafına düşecekmiş hissi hala geçmemiştir.
Arkasında hissettiği havada duran ellerin sahibi bir kadın vardır. Kadın verdiği enerji ile kızın başını döndürmüştür. Bu tarz şeylere inanmayıp, safsata sayılan bir ortamda büyütüldüğü için şimdi yaşadığı şaşkınlığa sürekli bir yenisi ekleniyordur. O sırada karnının guruldaması ile hafifçe utanıp, komik geldiği için kıkırdar. Ama gözleri hala kapalıdır.
Ve baş dönmesi yavaş yavaş geçtikçe yerini huzura bırakmış, uykusu gelmiştir. Oysaki daha oturalı 5 dakika bile olmamıştır. Ellerine, içine dolan sıcaklığı hisseder ve hayal eder… İnsanları elleri ile iyileştiren şifacılara hep imrenmiştir. Ve “bir süper gücün olsaydı ne olmasını isterdin” sorusuna hep aynı cevabı vermiştir. Şimdi o güç ellerindedir… Kendi elindedir. İnsanlara ve belki de en çok kendisine çok yardımı olacağını çoktan anlamıştır. Bazen bazı şeyleri araştırmanın yetmeyeceğini, bunun için de bir şeyler yapmak gerektiğini anlar kız!
Sahne değişir…
Bir hastane odasında gözlerini açar. Başucunda o zamanlar ki çıktığı çocuk vardır. Endişeli gözlerle kendisine bakmaktadır. Neden geldiğini bir an anımsamaz. Başında hatırı sayılır derecede bir sızı vardır. Kalkar tuvalete gitmek ister. Kolunda ki serum şişesi ile tuvalete gitmenin zorluğunu ilk kez o an fark eder.
Her şeyi hatırlamaya çalışır ama hala görüntüler çok siliktir… Ve seneler sonra bile o tuvalette ki anımsadığı görüntülerden başka bir şey hatırlamayacaktır. Hayatından 3 gün belirli anılar dışında silinmiştir sanki… Başucunda kalan çocuktan için "ben bu öküzle mi birlikteyim" diye arkadaşlarına soruşunu anımsayıp kendinden utanmıştır.
Doktorların koyduğu teşhis amnezi dir. Arkadaşlarından o günlere ilişkin birçok anı dinler. Onların; defalarca yaşadığı olayların ne olduğunu anlattığını, ama kendisinin 5 dakika sonra yeniden unuttuğunu, kafasına aldığı darbelerin şiddetini, maçtaki hakemi, rakibini… Herkesin anlatacak birçok şeyi vardır sanki.
Bir Türkiye turnuvasında, 49 kiloda yaptığı 3. maçtan sonra finalde kafasına yediği 4 tekme ile hafızasını ve eleme şansını kaybetmiştir. Uzun zamandır yapamadığı tek bir harekete odaklanmıştır bedeni. Sonradan azmedip başarabildiği tek hareket yüzünden; hem sağlığını, hem de maçını kaybetmiştir. Hiçbir şeye tek bir noktadan bakmamayı ve bazen eksikliklerin bile insanlara çok şey kattığını anlar kız!
22 Mart 2010 Pazartesi
19 Mart 2010 Cuma
Özledim...
Oyunlarımın arasında; eve bir koşu gidip su içmeyi.
Annemin tembihlerini.
Saflığımı,
Küsmeyi,
Barışmayı,
Dizimin kanamasını,
Kabuklarımı yolmayı.
Birbirimizi korkuttuğumuz hikayeleri.
İçini perdeler ile süslediğimiz o eski, terkedilmiş minübüsü.
Seksek oynamayı,
Saklanmayı,
Sobelemeyi,
Ebelemeyi...
Babamın eve elinde ekmek ve çekmeceli çikolata ile gelişlerini.
Festival çarşısından alınmış 1 metrelik kurşun kalemimi.
Çocukça sırlarımı.
İlk kazığımı.
Oyuncak tavşanımı özledim.
Haşhaş tarlasındaki resmimi.
Babamın tahtadan yaptırdığı oyuncak koltuk takımını.
Abimin beni battaniye ile sarıp, sonra salıvermesi,
Yuvarlanmamı.
Annemin babama lakap takıp, öyle seslenmesini.
Babamın sakinliğini...
Yakılan sobayı,
O sıcacık anları...
Patatesi,
Kestaneyi,
Mandalina kabuklarını.
Denize gidelim hadi diyerek yalvarmalarımı.
Salçalı tostu.
Peçete koleksiyonumu.
Karda yuvarlatılmayı.
Saçlarımın okşanmasını.
İlk öpücüğümü.
Salıncakta yükseklere uçmayı.
Salıncakta yükseklere uçmayı.
Duvarlara oturup ayak sallamayı özledim...
16 Mart 2010 Salı
Bezelye Diyalogları
- Anne, bak uçak ne güzel görünüyor değil mi? Yıldız gibi.
- Evet haklısın ve renkgarenk.
- Anne pilot muydu neydi? Hani bir şey ölmüştü ya.
- Ne pilotu?
- Hani vardı ya yıldız gibiydi, anlatmıştın ya.
- Plüton mu?
- Hah evet o işte.
- :) Tatlım o ölmedi. Hem o yıldız değil bir gezegen. Sadece bize o kadar uzak kalmış ki gezegenlikten çıkartılmış.
- Gezegen ne?
- Üzerinde bulunduğumuz Dünya da bir gezegen. Bak şimdi uzay diye bir kavram var. (karanlık gökyüzü gösterilir) Uzayın içinde bir çok gezegen, yıldız, güneş, meteor diye parçalar var.
- Yaaaa (Gözler büyür merakla) Okulda neden öğretmiyorlar?
- Birkaç sene içinde öğretirler tatlım, aa dolmuş geldi atla bakalım.
- Annee
- Annee
- Efendim.
- Bizim sınıfta bir oğlan var, sürekli kızların eteklerini açıp mındığına bakıyor
- :))) kimmiş o bakıyım.
- Adı xxxx.
- ee öğretmeninize söylesenize.
- Söyliycem, benimkini hiç açmadı zaten de, bir daha yaparsa bende ona yapıcam aynısını
- Yok artık daha neler. Sen bir söyle bakalım öğretmeninize, eminim o çözüm üretecektir. Ama onun yaptığını yaparsan senin de ondan bir farkın kalmaz. Bir düşün istersen.
- Tamam.
- Anne
- Efendim Bezelye
- R. Efe o kadar uslu ki, inşallah onun yanına yine oturtur öğretmen beni. Zaten herkes benimle oturmak istiyor. Ama ben R. Efe ile.
14 Mart 2010 Pazar
-Mış Tadında Bir Masal
Sahi vazgeç/de-n/meden de, geçebilirmiydim senden?
Masallarım bile mutlu sonla bitmeyecek kadar sen olmuşken...
Öyle bir masalmış bu, -mış tadında.
Ve ben o kadar batmışım ki; artık söyleyeceğim hiçbir kelime suni teneffüs yapamazmış, seninle boğulduğum bu aşkta.
Bir amnezi gibi yaşamak gibiymiş, başka her şeyin unutulduğu...
Masal tadında bir sen varmışsın. Dinledikçe, koynunda uykuya dalası gelirmiş insanın...
Belki de bu yüzden içinde sen olan bir sürü masallarım varmış benim. Bir var, bir yok olurlarmış. Var olmasını dileyen düş/ünce/lerimde...
Adı yalnızlık olan arabalarına atlayıp, kelimelerden kanatlar takınıp, konarlarmış üstüme. Girerlermiş benden izinsiz beynime.
Uyurmuşum, daha fazla büyümeden...
Külkedisi olurmuşum; saat yarım olunca başlarmış kelimelerle dansım sen yerine, tek ayak üzerinde.
Firavun oluyormuşsun düşlerimde. Binlerce yılı bensiz geçirme diye saçlarımla sarıp, mumyalarmışım bedenini özenle.
Böylece öp beni diye yalvaran bir kurbağa olmaktan vazgeçerdim belki de.
3 küçük domuzcukları sayar gibi; bugün tam üç kere seni dilemişim, lambada ki cinden.
Ekmek kırıntılarının yerine, kelimelerimi koymuşum kaybolmayayım diye.
Seni içmişim, boyumun ölçüsünü almışım. Ne uzamışım, ne kısalmışım.
Lanetlenmişim saçlarım uzamamış.
Yırtılmış elbiselerim, parçalarına kan lekesi sürülmüş.
İçimin güzelliği yüzüme vururmuş. Ama ben seni en çok çirkinken severmişim.
Bu masalın sonunu mutlu bitirmek için vursaymışım topuklarını, kırmızı ayakkabılarımın. Yeter miymiş acaba yanına gelmeye? Korkuluk aklını verirmiş, seninle kaybettiğim aklımın yerine. Teneke adam kalbini, Ya korkak aslan cesaretini?
Son olarak gökten elma yerine yeşil erik düşseymiş.
Bu masal nasıl bitecekmiş bilinmezmiş.
Tavşan yerine eski bir cümlenin izinden gitmişim. Bir masalı da böyle bitirmişim...
"Senaristim uyuyakalmış benim hikayemin yarısında... Bu yüzden mutlu son yok benim masalımda...!"
11 Mart 2010 Perşembe
Mektuplar / Kelimeler Üzerindeki Toz Zerrecikleri
Merhaba Sevgili,
Uzun zaman oldu sana yazmayalı değil mi?
Evet, gerçekten çok olmuş. Hatta yeri gelmiş bende bile tozlanmış bazı anılar. Zamanında kirlenmesinler diye çabaladığın iletişimin eksildiğini oturup tarttığında ve bu sonuçtan fazlası ile yorulmuş bir şekilde çıkınca anlarsın ya...
Tek taraflı mücadeleler bile bir yere kadar veriliyormuş. İçinden çıkan, aklından da çıkarmış...
Elbette bunca zamandır olmayışıma mazeretler üretmiyorum.
Emin olduğum tek şey! "Seni yaşamaktan ziyade, yazmayı tercih eden bir benliğimin oluşu idi". Ama ya sen? Birkaç hafta önce yapmaya çalıştığın neydi sahi? Kürkçü dükkanı gibi hissettirdiğinin farkında mıydın? Hani köprünün altından çok sular aktığını kanıtlarcasına bir geç kalmışlık hissi yaşamadığına eminim. Ama akmıştı sevgili.
Biliyor musun? Aslında senin yokluğun, varlığından daha güzel bundan emin olabilirsin. Ömründe bir kez olsun bu duyguyu yaşayabilmeni isterdim mesela. Sahi öyle bir şey olsa kendi yokluğuna ne yazardın? Gerçi sen kızardın bu duruma, benim olmalı tavırlarıyla. O kadar sabırlı bir insan değilsin çünkü. Ben de senin kadar geniş.
Ben zaaflıydım.
Sen kusurluydun sevgili.
Keşke senin kadar kusurlu olabilse idi sevgim de...
Geçtiğimiz yıllarda ihtimallerin arasında dolanırken ve umudun hala benimle olduğu anların hepsinde; sana kızıp - bağırmak, elimden gelen ne varsa ardıma koymak istemediğim geçmişimde; bana yazdığın tüm o güzel cümlelerin üzerinde oluşmuş tozlarını, balkondan aşağıya silkeleyip sokaktan geçenleri bile kirletmek istedim. Görmeliydi herkes, bu kayıtsızlığını. Söylediğin tüm sözcüklerinin artık umurunda olmadığını bilmek, kendimi en kötüsüne hazırlamama yol açıyordu. Ve ben buna katlanamıyordum.
Yokluğunda hayatımı anlamlandıracak şeyler bulmayı denerken; şimdi, ucundan tutarak kaldırdığım ve altına itelenecek tek bir harf kalmadı bile içimde.
Ben seninle birlikte sayılan 7. basamaktan ibarettim sadece... Bırak rakamları alfabe de bile.
4 Mart 2010 Perşembe
Kısa cümleler / Sevmek
* Sesini duyduğumda dağılmak, sonra sil baştan toparlanmaktı...
Seni sevmek!
* Ve beni, benim sevme biçimimde sevemeyeceğini kabullenip, “her şeye rağmen” demekti...
Seni sevmek!
* Kilometreler aşıp, sana gelmekti;
Seni sevmek!
* Seninle sevişmemeyi göze almaktı.
Seni sevmek!
* Boynumda sıcacık soluğunu duyumsamak, üşüdüğümde çıplak göğsüne yüzümü dayayıp, kollarına sığınmaktı;
Seni sevmek!
* Saçlarımın hınzırca burnuna, ağzına girmesi idi;
Seni sevmek!
Seni sevmek!
* Bazen sesinle nefesime etki etmendi;
Seni sevmek!
* Seni tadıp, Seni kusmaktı;
Seni sevmek!
* Olduğun yerde, mutlu olmanı dilemekti...
Seni Sevmek!
* Ve uzattığın eli, bir seçim yapıp tutmamaktı;
Seni sevmek!
* Birbirimize ikişer adım geleceğimizi sanırken, bir adım geride durmak değil!
Yana çekilip yol açmaktı bazen;
Seni sevmek!
* Ve yeri geldiğinde bir Yusuf olmaktı, kuyuya atılışıma rağmen affetmekti;
Seni sevmek...!
* Bazen Ophelia, bazen Hamlet olmaktı.
Ama en çok bir Shakspeare olup seni yazmaktı;
Seni sevmek...!
18 Şubat 2010 Perşembe
Mektuplar / Kapı
"Bir gün kapanan kapıları açmaya cesaret bulduğunda ben o evde seni bekliyor olacağım, ama sen hiç bilmeyeceksin" diye başlamıştı kız, geçmişte bir mektubunda... Şimdi yazdıklarına, bir yenisini daha eklerken; başını, elinin teriyle nemlenmiş sayfadan kaldırıp, odasının kapısına baktı. Görmekle bakmak arasında ki o çizgide, zihninde çağrışımlar birbirini kovalamaya başladı...
Hayatında yürürken teğet geçtiği…
Bazen kolaycacık açılan...
Bazense zorlasa da giremediği...
Başkaları tarafından daha önce girilip kapısı açık kalmış...
Veya kendi kararları ile kapatmış...
İçeride ne var diye eğilip baktığı...
Ve beklediği halde açılmamış kapıları düşündü.
İlk çıkış kapısını nasıl yaptığını bilemediği bir biçimde yaratmıştı. Çıkmaya ise çoktan cesareti ve hevesi vardı. Çıktığında gayet kalabalık, cıvıl cıvıl ve renkli bir koridorda bulmuştu kendisini. Alışkın olmadığı bu görüntü onu büyülemiş, hep özlemini çektiği bir dünyada var olduğunu zannetmesine sebep olmuştu. Zamanla bu dünyanın onu mutlu etmediğini ve orada ki insanlardan farklı olduğunu anlaması uzun sürmese de, kaçınılmaz bir biçimde onlar gibi olmuştu.
Ama şimdi... Zihni oyunlar oynuyordu bugünlerde ona. Eğilip yazmayı denerken;
"Onlar gibi; başkasını kandırdığını düşünüp, aslında yalnız kendini kandırmak... Evet, tam tanım buydu işte! Geçmişten beri süregelenlerden biri. Defalarca açar gibi yapıp, kapattığı kapıları düşündü. Kendi bencilliğinin içinde hapsolup, bir çemberin içinde sıkışıp kaldığını anladığında ki, kurtulma çabalarını... Başkasının sevgileri ile ruhunu besleyip, kendi sevgisini yalnızca kendine sakladığını sanmıştı. Kimseyi buna değer bulmamıştı. Gerçeği anladığında ise, zor olmuştu tekrar bir çıkış kapısı yaratmak. Çözümün kendini affetmekle olacağını öğrenmek ve aynadaki aksiyle yüzleşmek çok sancılı günlerdi onun için."
Düşüncelerinden sıyrılıp; devam etmeye çalıştı, mektubuna kaldığı yerden...
Kapıdan çıkınca gördüğü koridor, ona hayatını anlatıyordu aslında. Aydınlık, ferah ve koyu gölgelerden uzak bir yerdi orası... Krem duvar kağıtlarının arasından adım adım ilerledikçe, kendine yaklaştığını görmüştü. Sırayla tüm kapılara dokunmak gelmişti içinden... Bazen kulplarına dokununca elleri yanıyordu, bazen gösterişli bir kapının ardındakileri merak ediyordu...
Adım adım yürürken; yanından geçtiği bir kapının önünde durdu kendiliğinden. Merakla, ürkekçe ve içeriden gelen seslerin tüm çekiliği ile uzattı başını. Baktığında tek görebildiği; kalabalıkların arasında sadece bakışları ile onu sımsıcak sarıveren ve bir anda büyüsüne kapılan bir adamın varlığıydı. Diğerleri gibi tüm neşe dolu görüntülerin içinde hüzün barındıran insanlardan olsa da, farklılığı ilk başta belli oluyordu adamın. Odayı sevmese de, adamı sevdi kadın. Ama "beraber kendilerine ait bir oda yaratalım" dedikçe uzaklaşıyorlardı birbirlerinden. Oyalandı bir müddet daha orada kadın. Sonra onun kapısı, onun odası olmadığını ve adamla kendilerine ait bir oda yaratamayacaklarını idrak ettiğinden beri; adamın varlığı pahasına çıkmak istedi, bu sahte neşeli ortamdan.
Koridorda kendisine eşlik eden o çok sevdiği Evrenin, Özlemin, Arzunun ve Ateşin rengarenk, çerçevesiz tablolarına baka baka devam etti yolunda. Yeni bir kapının eşiğinde daha durup duramayacağını merak ediyordu kendince. Bazen geliyor yürümekten usanıyor, bazen ise koridorda ki güzellikleri fark ediyordu.
Elinde bir anda beliriveren kalemle duvarlara yazılar yazmaya başladı.
Yazdıkça yürüdü... Yürüdükçe büyüdü...
Başka yazıların da tablolarına bakarken ve hala yazmaya devam ederken, yorulduğunu anlayıp oturmaya karar verdi. Aradan ne kadar an geçti bilmiyordu ama bir adam gelip, kendisine sormaya lüzum bile görmeden pat diye yanı başına oturunca; bir kaç hırlı, harlı, tatlı sohbet geçti aralarında. Sonra birden uzattığı bacaklarının üzerine elini koydu adam. Şaşırdı kadın onun bu arsızlığına. Adam elinden tutup: -"Gel" dedi. Kadın tutuşan ellerine ve adama bakıp korkmadan tutarak, yeni bir odaya doğru yürüdü yavaş yavaş...
Bu sefer acelesi yoktu
(noktası olmayan bir mektup yazmaya başladı)
* Bazen gereksiz kırılganlıkların pençesinden kurtulamayan ve fazla ince düşünebilen Efsa...
11 Şubat 2010 Perşembe
Gaflar Ve Sakarlıklar Bölüm Bilmemkaç...
* Arkadaşım:
xxxxxx bana da binlerce soru yollamış
hiçbirine yanıt vermedim
Ben:
o da verme dedi tanımadıklarına
Arkadaşım:
:D
akhsşfksbfşbşkbvg
o da verme dedi tanımadıklarına
tekrar oku yazdığını
Ben:
ahahahaha
tanıdıklara vereceğim bundan sonra
ahahahahahaa
koptum
Arkadaşım:
kendi kendime gülüyorum burdaaa
Ben:
sende tanımadıklarına verme tamam mı
:)))))))
benim gibi
Arkadaşım:
tamam apla
tamam manukyan
ahahahaha
~~~~~~~
Ben:
yalnız o inşallah azmaz
ayy yazmaz
ahahahahah
Arkadaşım:
puhahahahahaaahaaahhahahahahah
Ben:
gaflar serisi 15467431312.....
Arkadaşım:
ahahahaah
Ben:
bunları not alamam lazım benim
baya biriktiler
Arkadaşım:
azmaması mümkün değil
hahahahaha
~~~~~~~
* Ben:
ayyy bir gün
ilk tek başına çıkışımda
fırtınaya denk geldim
şans işte
ama bendeniz şaşkın
şeyini çekili unut
böyle 5 km falan git
O:
neyini el freni sanırım :)
Ben:
arabadan gıcır gıcır ses geliyor
evet el freni
:))))))
of yaaa
~~~~~~~~
* İş yerimiz yeni yapılan bir iş merkezi. Hali ile henüz katların çoğu boş. Her şey yeni ve boya kokuyor. Beni uzun süredir okuyanlar bilir, tuvalet maceralarım çoktur. Yine böyle bir olayın beni bulması kaçınılmazdı sanırım :))
- İlk hafta: ben tuvalette iken sular kesildi
- İkinci hafta: ben tuvalette iken kapının kulpu elimde kaldı, diğer kulp ve vida kapının dışından aşağıya düştü. Ben içeride mahsur kaldım. :))) Allah tan kapının karşısında mutfak vardı da beni duydular. Şimdi her girişimde elimde cep telefonumla giriyorum tuvalete...
~~~~~~~
* Son olarak geçenlerde oturduğum sandalyeden düştüm. :) Olay şöyle gelişti. Sandalyeden ayaklarım sandalyenin bacaklarında iken kasaya doğru usp yi takmak için eğildim. Taktım ama o sırada önde fazla ağır basmış olacağım ki düşer gibi oldum. Düşmeyeyim diye elimde telefonla sehpaya tutunmaya çalışırken kasa kablodan dolayı üzerime geldi. Onu ittim, kendimi dengeledim. Oh bitti şükür, ucuz atlattım derken... Sen kafayı kaldırmamla masanın altına vurmam bir oldu.
Masanın altından elimde kablo, kafamı vurmuş, nefes nefes bir ben olarak tek parça çıkmayı becerdim. :)))
Allah koruyor...
* Kendi hali ile dalga geçip, kıkırdayan Efsa :)
9 Şubat 2010 Salı
Sıradan Bir Pazar Günüydü...
İnsanlık için sıradan bir pazardı
ve ben en son
bir havaalanında görmüştüm yüzünü.
ve sıyrılıp,
kaçıp gitmek istercesine ayrılmıştım kollarının arasından.
Kalırsam ağlayacaktım.
Sıradan bir pazardı...
Ben sana aşıktım.
Bilmem kaç şehir uzaklığındaydım sana.
Kaç şehir gözüm kapalı yaklaşmıştım.
Bugün yine sıradan bir gün
ve ben şu an
seninle yapmadığım bir şeyi yapmak isterdim
Aynı masada oturmak mesela!
Yanyana bardaklar
Aynı tabaktan yemek yemek gibi...
Ya da kahvaltı hazırlamak belki sana...
Yoksun
Yokluğunla bile anlamlanmıyor bir çok şey.
Yalnız senin anlayabileceğin bir dille konuşmak istiyorum sana.
Ama yalnız benim anlayabileceğim bir dille anlat değil.
Sıradan bir günde, sıradan insanlığa ilan etmek, belki istediğim
kraliçeliğimi.
İstediğim
Sıradan bir gün gidişini izlemek belki...
Geleceğini bilerek...
* Yoğun günlerin, bezelyenin karnesinin, gözümün hala tam iyileşememesinin, ailenin memlekete gidiş gelişinin, ders çalışma zorunluluğunun ertelenmesinin ardından; bir müddet eski yazıları yayımlayan Efsa...
4 Şubat 2010 Perşembe
Topuk Sesi
Anlamaz erkekler
Kadınlığın simgesidir yeri geldiğinde
Hayran kaldırır...
Cesurdur,
Oynaktır,
Baktırır...
Gücün kanıtıdır,
Özgüveni tavan yaptırır,
Taptırır...
Özletir,
Düşletir,
Saydırır...
Hırçındır,
Delidir,
Üstte olunca acıtır...
Aşktır,
Sevişmektir,
Kaybolmaktır...
* Her kadının bir topuklu ayakkabısı mutlaka olmalıdır...! :)) En sevilen ve en nefret edilen; su sesi, para sesi, kadın sesine bir de topuk sesi eklenmeli bence...
* Gözündeki mikropla uğraşan Efsa :).
* Resim alıntı.
29 Ocak 2010 Cuma
Evet / Hayır
Tüm hayırlarımın bir karşılığı olmalı sende.
Tüm evetlerimin bir başlangıç "hayır"ı.
"hayır" demeliyim!
"evet" demelisin!
Mesela boynumdan öpmelisin,
aynada bizi görmeliyim!
"hayır" demeliyim!
sen gitmelisin...
Bir kapı aralığından seyretmeliyim seni
Tereddüt etmeliyim
Geleceğimi bilerek girmiş olmalısın içeriye
Geri dönüşüm olmayacağını bilmeliyim
"evet" demelisin...
"evet" demeliyim...
* Mutlu Efsa... :)
27 Ocak 2010 Çarşamba
Güneşin Kızları İçin Elele
Merhaba Birmilyonkalem Dostları,
1MKalem olarak, yaşları 18-25 arasındaki genç kızlarımıza hizmet amacıyla kurulmuş "Genç Kız Sığınma Evi Derneği" ile işbirliği yaparak, bu kızlarımızın yiyecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarına destek olmayı amaçlıyoruz.
Genç kız sığınma evinde toplam 20 civarında genç kızımız barınabiliyor. Özellikle bulunduğu çevrede bir şekilde mağduriyet yaşayıp, destek almak isteyen genç kızlarımız burada kalıyor. Bu nedenle "Güneş Evleri"nin adresi gizli tutuluyor.
Birmilyonkalem (1MK) olarak, bu kampanyada sadece ihtiyaçları sahiplerine ulaştırmak değil, aynı zamanda toplumsal ihmal, istismar ve şiddete karşı bir duyarlılık hareketi de başlatmak istiyoruz. Huzurlu ve mutlu bir toplum olabilmek için birbirimizin ihtiyaçlarına duyarlı, komşusu açken uyuyamayan, kendi değerlerinin farkında bir toplum olduğumuzu hep birlikte yeniden anımsamak istiyoruz.
Her zaman olduğu gibi 1MKalem olarak yardımları biz kabul etmiyoruz. Sizler doğrudan ilgililere ulaştırıyorsunuz. Biz sadece duyarlılığınıza sesleniyoruz.
Saygılarımızla.
Yardım etmek ve daha ayrıntılı bilgi almak isteyen dostlar için adres:
http://www.genckizsiginmaevi.org/
GENÇ KIZ SIĞINMA EVİ DERNEĞİ
http://www.genckizsiginmaevi.org/
GENÇ KIZ SIĞINMA EVİ DERNEĞİ
Koşuyolu Mh. Çetin Gümeç Sk. Başkanlar Sitesi A6-Blok Daire: 10
Koşuyolu- Acibadem / İSTANBUL
Duyarlılığınız için çok teşekkür ederiz.
BİR MİLYON KALEM
Web Sitesi Yönetimi
22 Ocak 2010 Cuma
Kadınlar üzerine yazılmış bir yazı üzerine...
Geçenlerde bir yazı okudum... Kadınların güzel bir geceden sonra ne düşündüklerine, beklentilerine ilişkin, "Kahvaltı Kadınları" isimli (*) Reha Muhtar' ın kaleme aldığı bir yazı idi. Ben ilk kez gördüm ve görüpte kayıtsız kalmak istemedim kendimce. Bazen erkekler bizleri bizden daha iyi anlamlandırabiliyorlar ya, işte buda güzel bir örnekti belki de.
Hani insanın okudukça kendini gördüğü yazılardan birisi olarak tanımlanabilirdi. Yer yer "kadınlar ne arar" soruna verilebilecek hoş bir yanıt saklıydı içinde...
"Flörtü sevse de, sevgiyi arar. Kadınlığından gurur duysa da esasen aşkı arar. Özgür birliktelikleri savunsa da, ait olacağı adamı arar. İlk akşam yemekte ses etmese de, kahvaltıyı umar."
Neden kahvaltı kadınları denildiğini o an anladım. Bende çoğu kadın gibi, bir kahvaltı kadınıydım. Güzel geçen bir geceden sonra, hala tenler sıcakken, bir erkeğe sokulmanın keyfi gibiydi kahvaltılar. Ama sokulduğunda seni saran eller olmadan bir anlam ifade etmiyordu. Bir tarafın ısınırken diğer tarafın açıkta kalıyordu...
"Akşam yemeği, ilk gece için hoş olsa da etkili değildir. Gidilen eğlence mekanı, zevkli olsa da belirleyeci değildir. Belirleyci olan sabah kalkıldığında ne durumda olunacağıdır."
Ve aslında benim için en okunmaya değer, okumaktan keyif aldığım cümleler şu paragraflardaydı...
"İlk akşam yenilen yemek yemek değildir. Sabah edilecek kahvaltı kadın için ilk yemektir. Her kadın, her halükarda ve mutlaka bir kahvaltı kadını olmayı arzular. vücudunun değil, kendi değerinin bilinmesini ister. Sadece erkekliği değil, erkek adamı uyandırmayı düşler. Ön sevişme diye adlandırdığı akşam yemeğini değil, sevişme sonrası kahvaltıyı arzular."
"Erkek geceye noktayı koymuş ve uyumuşken, kadın virgülü koymuş ve düşünmeye başlamıştır. Kadın için gecenin nasıl geçtiği gece belli olmaz. sabah belli olur. Her zaman sabah kahvaltısı yapılmasa da, kahvaltılı birliktelikler müthiş güzeldirler. Vücutlarını paylaşanların, birbirlerini paylaşması önemlidir.ruhu güzelleştirir, sakinleştirir, dinginleştirir. İnsana insan olduğunu hissettirir."
Bir kadın için en güzel anlardan bir tanesi de, sevdiği erkeğe kahvaltı hazırlamak değil miydi? Gece seviştiği kadının elinden hazırlanmış bir masayı görmezlikten gelip giden bir adam, bir sıfata sokulmalı mıydı? Güzel an' lar dilerim herkese...
* Bu aralar huysuz ve tatlı kadın modunda ki Efsa... :)
* Resim
* Alıntı (yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz)
14 Ocak 2010 Perşembe
Mektuplar / Veda
Artık seni sadece sevgili olarak andığımın farkındasın değil mi? Sonuna "m" harfini eklediğim tüm sözcükleri yuttum geçenlerde. Yalnız boğazımdan geçerken zorlandı. Yani soluk borumu tıkadı biraz, nefesimi sarstı. Ama yuttum! Mideme oturmasına müsaade etmeden çıkarttım içimden... "Ayakta su içme" derdi annem. "Böbreklerine gitmez sonra, süzmez içindekileri" Bende midemde oyalanmadan git istedim. Bulandırma beni daha fazla diye...
Önceden önümde alışkanlığın verdiği bir süreç vardı atlatacağım... Ve ben özledim işte. Bazen yanımda ol istedim. Tenine dokunayım. Ellerimde kokun kalsın istedim... Ve bazende defalarca kendimle çelişip intihar ettim ben sende. Defalarca dirildim. Beni okumayı sevdin ya kendini gördükçe! İşte tam bu yüzden kestim bileklerini kelimelerimin. Kırmızı (ben) akarken, siyahlaştılar (senleştiler) iyice...
Biliyorsun! ulaşılamayana değildi benim özlemim. Sadece benim kahramanım ol istedim. Ben ölmek üzere iken kurtar beni... Ama sen en çok yeniden diriliş zamanlarımda, yeniden senden kurtulduğumu sandığım ve güçlü olduğum anlarda sevdin beni. Seninle yeniden yenilmeyi öğrendim.
Sen benim için güneş gibiydin sevgili. Her defasında yüzümü sana döndürdüğüm... Ama... Ama işte bazı bazı dokunduğun yerleri kopartmak istedim. Ellerimi, yüzümü, saçlarımı, yanaklarımı... Ama en çok düşüncelerimi! Kop artık benden, çık içimden istedim.
Aylarca senden neden vazgeçemediğimi tarttım durdum beynimde. Bu kadar çelişkiye, bu kadar gidiş gelişlere rağmen neden senden vazgeçemiştim. Biraz geç anladım... Yolum sendin. Aslında bundandı bir adım bile yol alamayışım...
Seni kendimce sevdim, seni istedim. Mesela hep de bildim. Sen benim için o adam değildin. Sadece o sırada sevilecek en güzel şey sendin...
Biliyormusun, kokunu unuttuğumu farkettim geçenlerde... Tıpkı sana kızgınlıklarımn hepsini unutmamak isterken, unuttuğum gibi. Ki hediye etmek için aldığım ağaçta kurudu susuzluktan... Ve tüm yazdıklarını sildim yine geçenlerde. Tüm kelimelerini okurken bugünün bana ilk kez mail attığın gün olduğunu gördüm. "Seni geç tanıdığıma pişman olmam umarım" diye yazmışsın. Hiç sanmıyorum! İkimizde birbirimizde iyi ki tanıdım dediğimiz insanlardan olacağız... Sebeplerimiz birbirimizinkinden çok farklı olsa da...
Bugün güzel bir veda istedim senin için. Güzel hatırlayalım birbirimizi, yazdığımız gibi. Vedayı, bana yazdığın bir cümle ile bitiriyorum. Yolun açık olsun Sevgili...
"Aklıma geldikçe sen, ben kendimi gizleyecek bir yerler arıyorum. Gizlediğim yerlerde sen varsın çünkü... Buldukça miraca çıkıyorum. Ört üstümü."
* Apar topar yazdım... Akıcılığını kaybeden her bir kelime için...
* Büyüdüğünü hisseden Efsa...
5 Ocak 2010 Salı
Mektuplar / Gidişin
Merhaba sevgili,
Şimdi "Nasılsın" diye çocukca bir giriş yapsam sana, ne değişir ki? Sonuçta yüzeysel olarak nasıl olduğunu, benden uzakta neler yaptığını hep bildim... Bilirsin birşeyleri kurcalamayı hep sevmişimdir. Sevdiğim çok şey var aslında... Ama artık bütün herşey anlarda asılı kalıyor. Tek söyleyebileceğim, sen unutulmuyorsun!
Şu anda beni merak etmeni isterdim mesela... Sormanı, aramanı...
Ben... İyiyim işte, herşey bildiğin gibi hayatımda. Havalar da güzel bu sıralar... Sonbahar ya! Her yer sarı, her yer kırmızı, bakışlar sepya...Ne güzel olurdu, bir sonbahar günü öpüşmek seninle yağmurda.
(Keşke yine öpebilsen beni. Saçlarım yüzüme düşse ve sen çeksen...)
Son bahardı... Kaçınılmazdı... Ki kaçamadık. Döküldü tane tane yapraklarımız. Sen giderken silkelendin, ben ağlarken düştü son yaprağım. Geride kocaman bir boşluk... Yaprakların hışırtısı...
(Ne garip; aslında insan alışkanlıklarının kurbanı, sevginin değil! )
Sen gittin!
...
Biliyor musun; aslında hiçbir şey bildiğin gibi değil hayatımda. Çok şey değişti. Çocuklara konulan isimler bile değişti bu yıl. Kıyafetler, tarzlar, hayatlar değişti. Ben değiştim. Koltuğumun rengi bile değişti.
(Aslında en büyük değişimi seni sevdiğimde yaşadım ben...)
Sonra sen gittin... Ve yakışmadı hiçbir kıyafet üzerime!
Sen çok özeldin, güzeldin... Her kadının hayatında "işte çocuğumun babası bu olmalı" dediği bir adam vardır ya... Senden bir bebeğim olmalıydı benim de. Senden bir parça, bir doku, bir koku. Baktıkça seni hatırlatan. Sevginle birlikte doğan, büyüyen, benimsenen. Nasıl sevgini büyüttüysem içimde, onu da büyütmeliydim.
(Sen daha gitmemeliydin sevgili... Daha değildi, o gün değildi...)
Sen gittin...
İçimdeki kadın arkandan o duruşu bozmamaya çabalarken; paçasına yaslanmış sana umutla bakan o küçük kızı yok saydın... Gittin... O kız mahsun kaldı. Artık acıtsa da kanatmıyor yokluğun...
(Sen; iki renkli bir kalemin artık yazmayan tek tarafı gibiydin... Mürekkebim bitene dek, benimle kalmaya mecburdun... Bende seni taşımaya!)
* Resim
* Googleden kendi yazdıklarını arattığında, başkalarının bunları forum köşelerinde kullandığını gören Efsa...
Bugün bir tane buldum...Parpari niki ile bir kız kullanmış misal!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








































