17 Ağustos 2010 Salı
Bir Dünya Gerçeği: İstismar
İstismar nedir?
İstismar, bir çocuktan yaşça büyük bir kişinin, çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ve sosyal açıdan gelişimini engelleyen; uygunsuz, zarar verici davranışlardır. Hiç kimse kendi gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları kullanmamalıdır.
İstismar sadece ülkemizde değil, tüm dünya ülkelerinde görülen toplumsal bir sorundur. Öncelikli olarak bu konu ile bağlantılı meslek gruplarında çalışan insanların eğitimi fazlasıyla önemsenmelidir. İstismar olgularının adli yollar dışında psikiyatristlere gelmesi pek çok etik sorunu da beraberinde getirir. Hastanın mahremiyetine karşın bildirim yükümlülüğü sık tartışılan bir etik sorundur. Hasta bilgilerinin mahremiyeti Hipokrat’tan beri tartışmasız kabul edilen bir etik kuraldır. Ancak istismar gibi bazı özel konularda bildirim zorunluluğu bulunur. Bu zorunluluk, sonuç olarak kişi ve toplumun yüksek yararına hizmet etmeyi amaçlar. Sağlık çalışanları bu bilgileri saklamaları halinde para ve hapis cezasına çarptırılabilirler. Bu zorunluluğa karşın adli bildirimde bulunulan olgu sayısı oldukça azdır (Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Kongresi, 29 Eylül 2009 Ankara).
Bunun dışında sağlık çalışanları, polisler ve çocuk koruma servisindeki görevli sağlık personeline tam donanımlı bir bilgi verilmesi çok daha sağlıklı olur görüşündeyim. Birçok görevli, hiçbir bildirim yapmadan görev hayatlarını bitirmişlerdir. Yukarıdaki kaynak gösterilen kongrede, istismar için kesin kanıtların bulunmaması sağlık çalışanlarının en son düşüneceği durum olması gerektiği görüşü belirtilmiştir. Bazı çalışanlar bu noktada kanıt aramaya girişebilmekte, ama bu görev aslında onların yetki alanına girmemektedir. Sorumlu oldukları alanlar, şüphelendikleri durumları ilgili yerlere bildirmektir. Bu konuda çocuklarla çalışan çoğu uzmanın bildirim zorunluluğu ile ilgili yasaya uymama nedenleri şöyle özetlenebilir;
• Dava edilme veya karşılık görme korkusu,
• Çocuk koruma servislerine yeterli güven duyulmaması,
• Klinik kanıt veya bildirilmiş kanıtın yetersiz olduğunu düşünme, çocuğun ve ailenin zarar göreceği endişesidir.
• Bu kaygıların her biri olguya göre haklı ya da yersiz olabilir. Ancak ruh sağlığı çalışanlarının sorumluğunu hakim, savcı ya da çocuk koruma servislerinin işleri ile karıştırmamak gerekir.
Benzer şekilde ilköğretim okullarında verilecek olan eğitim ve bilgilendirme ile çocuğa kimin iyi, kimin kötü davrandığına dair ayrımı yapabileceklerdir. İlgilenenler cinsel istismar konusunda Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ ın bilgilendirici yazısına http://www.benikoruyun.com/?p=211 adresinden ulaşabilirler.
Ülkemizde istismarın boyutları nelerdir?
Türkiye’ de yapılan birçok araştırma neticesinde, çocuk ihmal ve istismarlarında bildirim oranının çok düşük rakamlarda olduğu görünmektedir. Cinsiyet faktörüne bakıldığında geçmiş yıllarda kız çocukları çoğunlukta iken, son yıllarda erkek çocuklara yapılan istismarda büyük bir artış gözlenmektedir.
Ülkemizde adli bildirimde genel olarak aileler, toplum baskısından çekinerek olayın üzerine gitmek istemiyorlar. İstismara maruz kalan vakalarda birçoğu aile bireylerinden birisi olup, bazı durumlarda yabancı kişilerce de yapıldığı da gözlemlenmiştir. Aile istismarcının tehditleri ile yılabilmekte, çocuklarına fazla bir müdahale olmadığı ya da fiziksel olarak hiçbir zarar verilmediği olaylarda dedikodu çıkmasın diye ört bas etmeye yoluna gitmekte ve konunun kapanması için, teşhis ve bulguları koyan insanlara baskı uygulayabilmektedir. Tam tersi olarak uzmanın net tavrı sayesinde güvenle adli sürece el atabilmektedirler. Yine aile konuşmaya karar verdiğinde, kendi aralarında birbirini suçlamalar da sıkça rastlanmaktadır.
İstismara uğrayan çocuklarda ne gibi davranışlar görülmektedir?
Kaygı, uyku ve travma sonrası stres bozuklukları, dikkat eksikliği, sosyalleşmeden uzaklaşma, öfke ve korku nöbetleri, intihar düşünce ve girişimleri sıklıkla görülmektedir.
Ne yapılmalı?
Fazla beklenmeden mutlaka bir uzmandan destek alınmalı, fiziksel ve ruhsal tedavilerin ivedi biçimde yapılması sağlanmalıdır. Çocuğun kendisini yalnız ve suçlu hissetmesi önlenmeli, özellikle olumlu, ilgili ve dikkatli davranılmaya özen gösterilmelidir. Herhangi bir suçu bulunmadığı anlatılmalı, istediği anlarda sevdikleri ve güvendikleri kişilerin desteğini hissetmelidir. Mağdura tıbbi yardımın yanında adli yardım süreçleri de basit bir dille anlatılmalıdır.
Bir anne olarak eksik olarak gördüğüm diğer bir konu ise, bu konuda bilgilendirici kaynakların yetersizliği. İstismar elbette ki sadece cinsel yönden ortaya çıkmıyor. Bunun fiziksel, duygusal boyutu da dahil pek çok yıkıcı çeşidi var. Bedensel etkiler tedavi edilse de, ruhsal boyuttaki bu şiddet giderek artıp, çocuğun ileriki hayatını olumsuz etkilemektedir. Üstelik bu mağdurlar toplum tarafından istenmeyen ve kirli şeklindeki ifadelerle dışlanmaktadırlar.
İhmal ve istismar gören bireylerin ailelerinin bu konuyu sadece aile içi olarak görmeyip, bunun toplumsal bir sorun olduğunu bilmeleri gerekmektedir. Bu noktada görsel ve teknik iletişim araçlarının doğru ve bilgilendirici yayınları sayesinde toplum bilincinin arttırılabileceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun’ un ilgili hükümlerinde yapılacak olan, iyileştirmeler ve yaptırımlar ile yeniden düzenlenmesi yerinde bir karar olacaktır.
Konu çocuklar olunca her insanın bir oturup iki düşünmesi gerekiyor. Lütfen çocuklarımızı çok sevelim. Ama onları severken içinde bulundukları tehlikeleri de göz önünden ayırmayalım. İstismara maruz kalan insanların birçoğunun tehdit, ilaç, para, oyuncak verilerek kandırıldığını unutmayalım.
Efsa…
* Bu yazı daha önce şurada yayımlanmıştır.
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Mektuplar / Meleğime
Ben; bir gün, bir meleğin annesi oldum…
Sonra yavrum melek oldu…
Bir gün benden gitti.
Ummadığımız bir anda yaşamayı seçen bebeğim, o an ölmeyi seçti.
Daha erken, benim başıma gelmez dediğimiz şeyler vardır ya hayatta. Hayat günlük meşgalesiyle oyalarken, “ce eee” kıvamında bir süprizle bambaşka bir boyuta geçirir bizleri. Aklınıza gelmeyen başınıza gelir! Bebeğiniz sizden, yaşamdan erken ayrılmıştır.
İçiniz yanar…
Çünkü artık siz onun büyüdüğünü, okula gittiğini, karne alışını göremeyecek; bisiklet sıyrıklarını temizleyemeyeceksinizdir. “O kirli ayakkabılarla basma yere, yeni temizledim” şeklinde yüksek bir ses çıkmayacaktır artık boğazınızdan. Kokusunu duyamayacak, en sevdiği yemekleri bilemeyeceksinizdir. İlk sevgilisi, ilk işi olmayacaktır hiç.
Tarihler hep o günü gösterecektir sizin için. Her rengin hüzün barındıran bir tonu olur ya, bu tarih de öyledir takvimler arasında. Bütün günler beyaza, maviye boyansa da; bir tanesi siyah kalır.
Bir gün canınızı feda edebileceğiniz bir insan çıkmıştır karşınıza. Ama o, bir gün ölür. Etrafınızdaki herkes sabır ve dayanma gücü diler size. Herkes bilip bilmeden, bir şeyler söyler. Kendilerince teselli ederler, sanki bunlar yetecekmiş gibi. Suratlarına baktığınızda ise acılı bakışlarla dolu bir sürü gözle karşılaşırsınız. Bazen bu “geçer” diye ahkam kesenlere “hıh” dercesine gülersiniz içinizden… “acımı nereden bileceksin ki” diye düşünürken, gözlerinizin her daim yanmasına engel olmaya çalışırsınız. Yolunuzun üzerindeki parklardan köşe bucak kaçtığınız anları hatırlarsınız. Bu acı zamanla hafifler mi bilemezsiniz. “Allah insanlara kaldıramayacağından fazla dert vermez” derler. Ama bunca anne olmayı hak etmeyen kadının arasında “neden ben?” diye de düşünmeden edemezsiniz. İsyan etmek değil de; bir sürü keşkeniz olur, yaşamadığınız anlarınıza.
Benim bir gün bebeğim öldü…
Ben ise nasıl geçtiğini yaşayana soralım tadında günler geçirdim. Hani şu “geçire geçire geçirilen zamanlar” dediklerimden…
Şimdi bebeğimin ölümünün üzerinden 3 koskoca yıl, 6 bayram geçti…
Bayramlık alamadan ve her fırsatta yokluğunun sancıları ile geçirdiğim doğum günleri…
Evet, başardık! Hayata yeniden uyum sağladık babanla. Ama geceleri terden sırılsıklam, göğsümün sızladığı anlarda sanki acıkmışsın da emzirmem gerekiyormuş gibi bir hisle uyandığım oluyor. Arada karnımda tekme atışlarını duyuyor gibiyim… Bir bebek kokusu duysam sanki varmışsın, “bak ölmedi işte” ler gibi…
Günlerin çabukluğu kadar kolay geçmiyor acılar, ama sabrediyorum. Belki diyorum belki bir gün senin gibi güzel ve evimizin içini mucizelerle donatan bir bebeğimiz daha olur.
Benim bir gün bebeğim öldü…
Ve ben onun ardından üzüldüğümü, ağladığımı, acı çektiğimi hisseder diye güçlü durmaya ve hayatımı devam ettirmeye karar verdim…
Ben; bir gün, bir meleğin annesi oldum…
Sonra yavrum melek oldu…
* Hayırlı Ramazanlar ve herkes için güzel günler dileyen Efsa...
* Görsel
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Son/ra/lar
Adam dedi ki...
"Elinle burnunu kapatıp bir derin suya atlasan ve gözlerin kapalı olsa senin sen olmamana tek engel gözlerini açman olur...
Sen olmak gözlerin de..."
Kadın dedi ki...
"Suya bırakmak kendini. Sesi bile ne de güzel gelir. :)
İlk defa kendini sorgusuz bırakabilirsin, seni sarıp sarmalayana.
Sen demeden dokunur sana.
Nefesin tükenene dek...
Gözlerini açmasan da, istemsiz bir savunma mekanizması yaratır bedenin kendine.
Sonlanır herşey."
Adam dedi ki...
"Ve her son yeni bir başlangıçtır"
Kadın dedi ki...
":) inancı kalanlar teselli bulsun bununla. Bana göre artık her başlangıcın bir sonu var.
Ama sondan önce sonra larını yaşamak daha koyuyor"
Adam kadına sonraları yaşattı...
Masal bitti.
* "Dedi ki" serisindeki veya bu gibi diyaloglara bakarken, yine de yüzünde hoş bir gülümseme yerleşen Efsa...
* Görsel
5 Ağustos 2010 Perşembe
3 Ağustos 2010 Salı
İyi ki, var olana...
Kadın dedi ki...
"Ben seni bütün huylarınla sevmeyi öğrendim.
kaşını oynatınca ne diyeceğini,
mimiklerinden o güzel tepkilerini,
şaşırınca o güzel kıkırdamaları sevdim.
ben seni sen olduğun ve hayatımın en güzel yerinde olduğun için sevdim.
başımı güvenle yaslaya bildiğim için sevdim.
ben seni umursamazlıklarınla sevdim.
aramadın diye hiç kırılmadım,
aramadım diye hiç kırılmadın,
ama hep yanımda olduğunu bildim.
sanırım ben seni çok özledimmm"
Kadın dedi ki...
"iyi ki varsın"
* 31 Temmuz' da doğan bir meleğin, daha nice nice 10' ar yıllar daha hayatında var olmasını dileyen Efsa...
* Görsel
29 Temmuz 2010 Perşembe
Duraklama
"Bir adamı tutkuyla sevmek, ancak benim seni sevdiğim gibi olurdu... Ve sana aşık olmak benim hayatımın en güzel durağı oldu..."
Seni yaşamanın ayrıcalık olduğu bir geçmişti.
Ve ben o kahrolası günlerde ne çok beklemiştim seni.
Ne kadar çok senden kopmak istemiş,
Binip otobüslere, ilk durakta geri inmelerle saatler geçirmiştim...
İnan öyle çok diledim ki;
"anılan iken anıya dönüşmemeni"
Değişirsin sandım.
Ama yanılttı zaman.
Seni herhalde hiç unutamayacağım derken,
Ben dönüştüm sonunda...
Çıkıp kaldırımlara; aşık olup, kendimi aştığım bu yolda,
Farkındalık kazanarak büyüdüm, biraz daha...
Şimdi biliyorum, bu veda kaçılmaz bir ihtilal havasında...
Söz veriyorum!
Artık içimdeki tüm suları emmesi için toprak niyetine kullanmayacağım bedenini!
* Tangoda neredeyse 1. yılını dolduracak olan Efsa...
* Görsel
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Sevince Kırmızı Olan Kadın...
Sevgili,
Ben sende gitmeleri değil,
Sana kalışlarımı sevdim.
Ve sana dair dilekler tutmayı ramazan aylarında…
Sahurum, sofram, sabrım ol istedim.
İnançlarım, nazarlığım, maşallahım…
Hıdrellez zamanları yakılan ateşim sene de bir kez..
Bir anlık da olsa sende tut hadi,
Ben tüm dualarımı sana yönelik yaptım bak!
Biliyorum, yüzün başkalarının karelerindeydi…
Geleceğin belki başkalarının kaderlerinde…
Ben sadece, yazgım olmayınca, yazılarımda kal istedim.
Ben seni bana sırtını döndüğün zamanlarda bile sevdim.
Şimdi bile bile cehennemlerinde yanmak için,
Seni severek kırmızı oldum bak!
Hayatımın en güzel devrimi,
Hayatımın en önemli eylemlerinden biriydin.
Aslında bu aşkın uğruna;
Marşlar söylemeliydik en yüksek sesimizle, en tepelerde..
Şarkılar yazılmalıydı isimlerimize.
Ama bu aşkın bir notası bile olmadı hiç
Tek bir şarkılık aşk bile yaşamadık biz seninle..
Ve olmasan da şimdi,
Ben bildiğim tüm ezgileri senin için söylüyorum bak!
Evet, iddia ediyorum
Hiçbir kadın çocuklarına benim kadar anne olamayacak
Ve hiçbiri taşıyamayacak kasıklarında…
Ah sevgili, bilmedin!
Çok istemiştim tenimde yeniden sana ait izler taşımayı…
İstedim; kirpiğim düşecekse bile göğsünde yer bulmasını..
Lütfen kalkmama izin verme.
Gidersem yaşayamayız bu aşkı…*
Biz seninle siyahı, kırmızıya bulayarak yepyeni bir renk yarattık bak!
* Nereden okuduğumu hatırlamadığım bir cümle...
* Harıl harıl ihale yetiştiren, ama bir yandan da aklına alakasız kelimeler gelip duran Efsa... :)
* Görsel
23 Temmuz 2010 Cuma
Sapma
Sevgili,
Sırf korktuğun için, değer verdiğin halde uzaklaşan sendin.
Benden kaçışların yüzünden ulaşamıyordum kıyılarına.
Bazen varmak bu kadar uzun sürerdi işte,
Sana ve aşka…
Sen benim zaaf noktamdın.
Gözlerim gözlerini seçtiğinden beri
Söylesene şimdi,
Hangi bağlaç birleştirirdi bizi?
Ya sen,
Gerçekten bir zamanlar
Benim miydin sahi?
Ah sevgili;
Yolum yoluna çıktı da, neden yolundan saptın?
Bana gelmeyişlerinin ağırlığını,
sana yükleyerek geldiğim için mi?
İstemedim;
Bayram zamanları elime sıkıştırdığın bir parça sevgiyi…
Medeti senden ummaktan…
“belki” lere tutunmaktan da.
Yoruldum anlıyor musun?
Bugün lütfen hemen gitme…
Göz hizanda kalmak istiyorum biraz daha…
Son kez olsa da…
* Eskiden olduğu gibi esnek olmayı özleyen Efsa...
* Görsel...
16 Temmuz 2010 Cuma
Nefes
Geçmişte bir zaman...
"Ben arkamı döndüğümde gitmeyeceğini bilemem, orada olduğundan emin olmak isterim insanların" dedi kadın.
Yaptığı hatanın ardından "Daha ağır bir söz bulamazdın değil mi" dedi adam. Söz verdi, özürler eşliğinde.
Dün akşam...
Kadın omuzuna dokunan parmaklarla irkilir. Camdan gözlerini ayırıp, parmakların sahibine doğru dönerek şaşkın şaşkın bakar.
- "iyimisiniz" der yabancı..
- "hı?" diye ses çıkarır kadın..
- "ağlıyorsunuz" der yine aynı bakışlarla bakan yabancı..
- "farketmedim hiç" der kadın, yanaklarının ıslaklığını elleriyle farkettiğinde..
Canını acıtan bir şeyin varlığını düşünürken istemsizce akmıştır yaşlar gözlerinden ve ilk kez ağladığının bile farkında değildir kadın...
Eve gider... Bütün gece telefon elinden düşmemiştir... Sabah kaçta yattığını anımsamaz...
Bazı insanlar kendi cehennemlerini kendileri yaratırlar.
Ve aslında yarattıkları bu cehennem kendi umurlarında da değildir.
Alışmışlardır bu döngüye.
Kendilerine yapılma ihtimalinden hoşlanmayacakları şeyleri, başkaları ile yapmamalıdırlar!
Ama, düşünmezler...
Art niyet aramak değildir bu, yada olayları saptırmak.
Varolmaması gereken sözcükler görülmüştür, olmaması gerekenler duyulmuştur.
Geriye söylenecek pek bir şey kalmaz.
Sadece biraz nefes almak ister kadın. Dün gece evde hıçkırıklara boğulmuşken boğazına yapışan o şey yüzünden nefes alamadığını hissetmiştir birkaç defa...
* Şüphe gibi, sadece bir kez girdi mi bişiyler insanın içine, onu yaşatmayı devam ettirmez bazıları diye bugüne not düşen Efsa....
* Görsel
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Bir Boğazdı Aralanmış Dudakların...
Beni öpmek için değil, benimle konuşmak için yaratılmıştı dudakların…
Bu yüzden “seninle dolu olup da, sana doyamamanın”
ne demek olduğunu, asla anlamadın!
Ben sana aşık oldum..
Oysaki annem kadardı boyum,
Ve babam kadardı adımlarım.
Yolumda giderken,
Kuzeyim sen oldun.
Ve güneyim Akdeniz..
Sen İstanbul' dun.
Bir gün dudaklarını aralandın…
Boğaz oluştu!
Kuytunda ki boğazda, benim gemilerim karaya oturdu.
Ah sevgili,
Şimdi ben ne zaman uykuya dalsam hep sana uyanıyorum.
“Uyku uykunun damızlığıdır” der annem…
Sana uyanmak için hep uykuya dalıyorum.
Evet;
Biliyorum seni en çok seven kadın değildim,
Ama en koşulsuz sevebilen bendim.
Oysaki tek isteğim,
avucunun içine sığınmak,
kirpiklerinde kaybolmak,
sakallarının arasında kendime yer açmaktı.
Onu bile yapamadım.
O kadar soğuktu ki ellerin,
Dokununca buharlaştım!
Şimdi, ahir zamandayım…
Sahi söylesene:
"Suratıma ne üfledin de, kıyametim oldun?"
Ben seninle; en çocuk, en yalın, en kadın hallerimi yaşamıştım.
“Keşke sen de boşalsaydın hücrelerimden... Ter gibi, yaş gibi, haz gibi...”
diye bahsettim arkadaşlarıma geçenlerde.
Bilemedim…
Benim olmayan her şey zararlıymış bedenime.
Yanarken kırmızı olan tüm yanlarımın, siyah olması için önce sönmem lazımmış.
Hey sen!
Bana ait olmayan adam.
Başkalarının da olmaman tek avuntumdu.
Çünkü tarihim sana tekerrürden ibaretti.
Yüzümde soluğunu duyumsamak tek duam oldu.
* Med cezirlerde bir Efsa...
* Görsel
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Devinimlerim
Bir sokak çocuğunun bakışlarındaki yeşil yanan anlamı yakalayınca,
cesaret edip de geçebildi benim cümlelerim, senin tarafına.
Ama asla caiz sayılamadı sevgim kitabında.
Aslında senden beklediğim bir sevap cümlesi değildi,
Cevap da değildi, affına sığınıpta.
Şimdi hicret ediyor içimdeki tüm kadınlar senden.
Seni seven yanlarım giderek azalıyor.
Metroya yetişemeyip kapısı kapandığında,
binemeyen o insanlara bakar gibi bakıyorum sana.
Aramızda aniden kapatılan kapılar.
O kadar hızlı uzaklaşıyorum ki senden,
anılarım reklam tabelaları gibi dev ekranlarda gösteriliyor seçilebilmek için.
Şunu bil!
Artık saçlarımı topluyorum.
Ve seni seven tüm savruk yanlarımı da.
Bir kitabın içindeki kelimelerde seni bulduğum anlar giderek azalıyor.
Başkalarının gittiği, kulak misafiri olduğum anne ziyaretlerini duyduğumda da...
Seni seven yanlarım bir ihtilal havasında.
Devinimlerin son noktasında...
* Baktığı yerleri yastık gören, uykucu Efsa...
* Görsel
9 Temmuz 2010 Cuma
Ç/alıntı Yazılar Üzerine
Zamanında kopyalamayı da engelledim sitede. Bu seferde tek tek cümleleri yazıp çalmaya başladılar. Bugün yeter dediğim bir noktaya geldim. Dün 4 tane şikayet yaptım. Bugün de sabahtan devam ettim. Her hafta bu tarz şikayetleri yapmaktan bıkmadım, sadece bunaltı geldi.
Son 1 ayda 5 facebook sayfası kapattırdım. 2 tanesi hala şikayette bekliyor, 3 blogdan sildirdim. Ki bunlar sadece bir aylık bilanço...
Tamam beğenilmek, okunmak çok güzel yalnız bu sayfada ki gibi emek hırsızı birinin http://www.facebook.com/note.php?note_id=436367138367 "izinsiz çaldığınız o yazımı kaldırın oradan" dediğim sayfalar birde üzerine üste çıkmaya çalışır gibi "Burası bir paylaşım sayfası yazının altına başkasının ismimi yazılmış hayır nasıl emeğe saygısızlık olabilir ki o zaman sadece beğenilen birşiir paylaşılmış o kadar facede her sayfada olduğu gibi ama tepkiniz asıl saygısızca olmuş..." yazması hiç hoş değil. Zaten ben o orada burada benim olanı isimsiz paylaşsın diye yazıyorum. Link vermeden, bu yazıları şu şu yazmıştır ve şu sayfadan alıntılanmıştır demeden yayımlamaya kimsenin hakkı yok.
Önceden tek cümleleri falan umursamıyordum, forum sayfalarında fink atmasını ama bundan sonra her bir forum sayfasına tek tek giricem ve tepkimi göstericem. Yazılarımı çalmaya cüret ediyorlarsa, bende tepkimi her şekilde göstermeye cüret ederim. Ben kimseye bu saygısızlığı yapmıyorsam, başkası da yapamasın mümkünse.
Bu ve bunun gibi olan arkadaşlara bir kaç yardımcı link adresi şunlar arkadaşlar.
http://www.facebook.com/legal/copyright.php?noncopyright_notice=1
https://www.google.com/webmasters/tools/spamreport?hl=tr&pli=1
* Bundan sonra çalan sayfaları tek tek afişe edecek olan Efsa...
*Görsel
8 Temmuz 2010 Perşembe
Öğrendim...
Arkadaşlıklarında bazen nefes almaya ihtiyaç duyduklarını, ama bunu yaparken fazla ihmalin insanın canını acıtacağını da öğrendim...
Herkesin sevme biçiminin farklı olduğunu ve herkesin ben gibi sevgiyi gösterme biçimi olmayacağını öğrendim...
Issız bir yolda üzerinde yürürken, 1 metre ilerimde yürüyen bir adamın kötü değil, bazen bilmeden beni koruyabileceğini öğrendim...
Kırgın ve kızgın uykuya dalmama engel olan bir adamın var olabileceğini ve sevginin bazen birden gelmeyip zamanla artan bir şey olduğunu da öğrendim...
Bildiğim şeyleri tekrar öğrenebileceğimi öğrendim...
Nesiller değiştikçe kardan adamların azaldığını ve akşam ezanı okununca eve giren çocukların kalmadığını öğrendim...
İnsanların elde edemediklerinde ki hırslarını öğrendim.Yine bu onlara batıp, içlerini kemiren hırsları yüzünden, olayları nasıl saptırdıklarını da öğrendim. Çok sevdiğim insanları sırf bu yüzden hayatımdan çıkarabileceğimde; ne yazık ki öğrenmek bu yaşıma kısmetmiş.
* Kandilinizi mübarek, yapacağınız dualar kabul olsun dilekleri ile, bugün mutlu olan Efsa... :)
* Görsel
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Gaflarım 4
Geçtiğimiz haftalarda babamın bir arkadaşını şehir merkezine ve bezelyeyi de babaannesine bırakmak için yola çıktım. Bezelye arabanın arka koltuğunda otururken bir çocuk mağazası gördü ve
- "aaa anne bak bücürük" dedi,
O an algıladığım şeyin etkisiyle kızıma dönüp;
- "ne dürrük mü" diye sordum. :))
Sonra arabada ki adamı anımsayıp, yerimde sındım tabir-i caizse. Adama gayet tebiyeli yetişmiş bir kız izlenimi uyandırmıştım oysa ki...
Yine geçen hafta iş yerinde arkadaşa bir şarkı istemek için yazdım. Ardından kendisi bana "yoğunum Efsa" diye yazdı. Ama ben tuttum bunu yorgunum olarak okudum ve başladım bir heyecanla "aa neden yorgunsun, noldu bişiy mi oldu" diye lafı uzatmaya. Sonradan okuduğumu anlayınca. birde özür için bir sürü şey yazdım. Zaten o da bu hallerimi kanıksamış olacak ki. Sadece "ilahi Efsa" dedi :)))
Perşembe günü odanın diğer ucunda odası bulunan bölge müdürüm hapşurdu. "çok yaşayın, iyi yaşaın, bizi de görün" dedim kısık sesle. Ama duydu. Ben yine masamda gülümseyerek sındım...
* Etrafındakileri birazcık gülümsetmeye çalışan ve yeni gaflarla görüşmek üzere diyen Efsa...
* Görsel
3 Temmuz 2010 Cumartesi
Kesikler
Ah adam,
Seni tanıdım, yüzüne taşındım, sakallarını bile yuvam bildim. Ama yetmedi!
İşte bizim hikayemizin ana özeti…!
Sığındığım bir liman yaratmıştım kendime. Bazen kıyılarıma kendi düşüncelerimin gemilerini göndermekten bile korkuyordum hatta. Ve bu dar alanlarda senin hayatının çılgınlığına karşın, benim hayatımın tekdüzeliği vardı. Sen kendi görüşlerinin engin savunucusuyken; ben o hayata yeni yeni adımlar atıyordum.
Limanlarıma kimseleri almazken; sen geliyordun, dengem bozuluyordu.
Ah be adam! Anlamadın mı? Ayağım bir taşa değil, sana takıldı. Yolum yolunda sonlandı. Güle oynaya yürümekten zevk aldığım sokakların çıkmaz oldu. Sürekli daireler çizerken bedeninde, nevrim döndü. Sen yolunu şaşırdığında, ardından tökezleyen bendim.
Ve sonra günler geçtikçe, sevgimin ekseninde; senin her yeni ilişkinin öncesinde, nefes verdiğin durağın olmayı öğrendim. Her biten ilişkinin sonrasında özlediğini hissettiğindim... Şu an bir daha gelmeyeceğini biliyorum. Ve zaten en çok bu yüzden sana "gel" diyemiyorum. Lütfen gelme, artık "kal" Hayatımda yarattığın boşluğunu doldurmakta bir adım öteye gitsem de, hala bunun sonuçlarına katlanmakta zorlanıyorum.
Aslında en kötüsü neydi biliyor musun? Seni unutmaya çalışmak ve bununla yaşamaya alışmaktı! Yerin yanımdı. Yanımda olmalıydın. Oysa şimdi, hicret ediyor içimdeki kadınlar teker teker… Seni seven yanlarım azalıyor.
“Tanrım gözlerim ne kadar da körmüş” şeklinde bir cümle kuramayacak kadar gerçekçi bir insandım oysa. Açtığın yaraların içinden akan kanlarıma bakarken ve şifa niyetine tutunacak bir şeyler ararken an’ a yakalandım. Sanki yaklaşıp bana;
- "Sana hayat gücü veren şeyler istemsizce bedeninden çıkıp gittiğinde, gerçek acının kaynağını da bulmuş olacaksın. Şimdi sakin ol ve k/ana iyice bak” dedi.
Baktım. Anladığımı sandığım şeyi saatlerce yordum. Ve en sonunda; gitmesini dilediğimin gitmesi için, kendi canımın acıması pahasına dek önce bir kesik yada yol açmalıydım. Yoksa hep aynı kısır döngünün içinde kendimi yoğuracaktım…
Ve bugün, bütün bunların etkisi ile benden gitmene izin verdim. “Artık serbestsin, teşekkür ederim” dediğimde, içimdeki kendini sana adayan yanlarımı da alarak ve gitme zamanını çoktan kabullenmiş bir edayla gittin.
Biliyor musun?
O kesik bir hafta sonra iyileşti…
* Bezelyenin gelişi ile kendini azıcık toparlayan Efsa...
* Görsel
1 Temmuz 2010 Perşembe
Boşluklar
"Kelimelerde ustalaştın ama henüz boşluklarda ustalaşmadın. Zihnini yoğunlaştırdığın zaman elin kusursuz, bir kelimeden ötekine geçerken yolunu şaşırıyor. Bir cümlenin anlamlı olması için arada boşlukların bulunması gerekir, bir müzik eserinde de duraklar.” Poulo Coelho
Bu sözü 1 sene önce bir yorumumda kullanmıştım. İnsanın ihtiyacı olan şeyler, bazen hiç beklenmedik anlarda ortaya çıkıverir ya... İlk okuduğumda nasıl etkilendi isem ve hayatıma yön verme aşamasında bana yardımcı oldu ise, bugünde öyle oldu.
Hayatlarımız içinde bu geçerli değil mi? Boşluklar olmasaydı dünya anlamsız ve kamakarışık bir yer olurdu. Nefes almak ve vermek arasındaki an gibi. Hep nefes alınmaz...
Her sene tarlaya ürün ekilmez. Verim alabilmek için nadasa bırakılır...
Hava her ay aynı olmaz. Bir soğur, bir sıcaklaşır...
İnsanoğlu doğar ve ölür...
Unutulmayan öfkeler zamana bırakılır. Sakinleşmeyi boşluk verdiğiniz anda öğrenirsiniz...
Sürekli koşamazsınız veya sürekli yürüyemezsiniz...
* Biraz kendime dönesim geldi... Hayatımda bir şey dışında herşey geriye doğru bir ivmeyle ilerliyor gün geçtikçe. Umudumu hiç kaybetmedim bugüne dek. Ama bugün dokunduğum şeyleri elime yüzüme bulaştırmaya başladığımı anladım. Kendime, işime, derslerime bulabileceğim mazeretler üretir olmuşum. Sanırım artık ihmallerimin farkına varma zamanım geldi. Ben bir türlü kabullenmek istemesemde...
Bugün biraz canı sıkkın Efsa...
* Görsel
30 Haziran 2010 Çarşamba
Senden Sonra Ben...
Senden sonra ben;
Saçlarımı kırmızılaştırdım.
Boylarını kısalttım.
Kendimi yenilersem seni daha kolay unuturum sandım.
Zaman içinde bolca kendimi kandırdım.
Yeni hikayeler yazdım.
İçlerinde sen kokan kelimeler kullandım.
Şarkılar dinledim.
Kitaplar okudum altlarını çizdiğim…
Seninle izlediğimiz o filmi yeniden izledim, başka kafalarla.
Güçlü durmayı denedim.
Senden nefret ettim.
Yeniden seninle sevişmek istedim.
Uzun bir dönem kimsenin bana dokunmasını istemedim.
Kendimi senden habersiz, sana ait hissetmeyi sevdim.
Seni kıskandırmaya denedim.
Genişliğinle hırslandım.
Hediye aldığım o bonsai ağacını hiç sulamadım.
Sana olan hıncımı bir ağaçtan çıkardım.
Yeni yüzlerini tanıdım.
Sen bu musun dediğim anları yaşadım.
Karşımda olsan zalimle haykıracağım sözler tasarladım.
Başkasına aşık oldum.
Bocaladım.
Sevgiyi sorguladım.
Günlerce adın aklıma gelmedi.
Farkındalık denilen şeyi kavradım.
Aslında sen; hayatımda tamamlanması gereken bir eksiklikten ziyade,
eksikliklerini hissettireceklerini sezdiğim birisi idin.
Ve ben bunu bir şekilde fark edip, senden vazgeçmiştim.
"Benden sonra sen?" ne yaptın biliyorum.
Benim için olmasa da, yaşadıklarından pişmanlık duyduğunu da...
"Herkes seçimleri ile yaşar demiştim" değil mi?
Şimdi senin bunlarla yüzleşme zamanın geldi...
* O kadar çalıştığı halde açık öğretim sınavlarında çuvallayan, yeniden derslere boğulacak Efsa...
* Görsel
24 Haziran 2010 Perşembe
Kısa Cümleler 3
"Hepimiz cennetteki hurilerin dünyadaki suretleriydik aslında. Hepimizin kanında biraz Havva vardı."
"Masallarda ki tüm kırmızılar saçıma bulaşmış. Bu yüzden bir yaşamın rengi ilk beyazdan başlamış."
"Kısa çöpü çeken bir prensestim ben. Eteğinin kuyruk kısmı en olmadık anda sökülen."
"Adını koyamadığım bir duygu bu tanımlayamadığım... Sevgi mi desem, ihtiras mı desem bilmiyorum ama bu duygu; ses tellerinden salıncak misali senden bana, benden sana sallanmaktalar. Ve bu beni besliyor."
"Hadi gel... Bildiğimiz en güzel şeyi yapalım..."
"Ve aşk sevgilim... seni düşlerken saç diplerimin terlemesi gibi bir şey bu."
"Dokunmadan ne kadar izleyebilirsin,merak ediyorum? Sınırlarını bilmek istiyorum. "
"İcime çektiğim tek şeyin, nefesin olmasını istemekti... Seni sevmek...! "
"Her s/usmanın altında akıl yatardı. Anlayan da anladığı ile kalırdı."
"Ortak bir yalnızlık yaratacak kadar, bir olamadık seninle... Ne yazık!"
"Seni tanıdım. Yüzüne taşındım. Sakallarını bile yuvam bildim. Ama yetmedi! "
"Şimdi; masadan kalkma zamanı... Tüm hesaplar ödendi."
* Seçim için yardımcı olan arkadaşların hepsine çok teşekkür eden ve panjuruna yuva yapan kuşlar sayesinde her gün sabahın köründe uyanan, bebeklerin doğup uçmaya başlamasını dört gözle bekleyen Efsa...
* Görsel
23 Haziran 2010 Çarşamba
Seçimler
Gitgide yabancılaşacağız birbirimize Sevgili
Sakin ve sessizce
Kokularımıza
Konuşmalarımıza
Unutacağız dokunuşlarımızı
Bu atışmalar, bu hırslar bitecek
Geride bizden kalan hiçbir şey olmayacak
Sen ve ben olacağız
Son defa bakışıp neredeyiz göremeyeceğiz
Sen hiç Paul Geraldy' nin Finalini hiç okudun mu sevgili?
Biz onu bile yaşayamadan ölüp gideceğiz işte
Başka kimliklerde, başka hayatlara bürüneceğiz
Bitecek!
Öyle olamayacağız işte
Sen hiç o adam kadar yumuşak ruhlu olmayacaksın mesela
Hoyrat ve yıpratıcılığınla kalacaksın.
(Oysa ben senin zorluğunu bile çok sevmiştim sevgili)
İnsanlar seçimleri ile yaşarlar değil mi?
Sen seçimini yalnızlıktan yana kullandın, dilerim bununla doyarsın
Ben seçimimi yeter artıklardan kullandım
ve mutlu, ama en önemlisi huzurlu olacağım
Ben bu aşk için elimden geleni hep yaptım.
Rahat çürü kendi kazdığın mezarında Sevgili...
* Hafta sonu Evren' e sarılacağı için sevinen Efsa... :)
* Görsel
21 Haziran 2010 Pazartesi
Masallarda Bile Yerim Yoktu Benim.
O zamanlarda yaşasaydım, yerim olur muydu Lafonten masallarında?
Gerçi "sana baktıkça başkasını göremeyen"
tek gözlü canavar olurdu benden, olsa olsa...
Senin masalının geç gelen prensesiydim ben!
Şimdi hangi adımı atsam, ileri gidemem külkedilikten...
"Bana içinde ben kokan bir masal yaz" desem,
Yazar mısın?
Geçenlerde "sen insanları fazla önemsiyorsun" dedin ya!
Ah sevgili;
eğer onlara önem ve şans vermeseydim,
seni nasıl sevebilirdim!
Bana, başkalarından artık duyguların kalsa da!
Ben seni tüm kusurlarınla sevdim.
Seninle olan masalım hiç bitsin istemedim.
Sen yokken de kelimelere tutunmayı öğrendim.
Ama şimdi; Ne zaman yazmayı denesem, kopuyorlar ucundan sertçe!
"yakala" desem,
Tutar mısın?
Belki de en çok bitişleri anımsadığımızdan, sonuna nokta koyuyoruz cümlelerimizin insanlık olarak.
Ama dedim ya;
Ben sana nokta koyamıyorum, benim kaderim sende virgüllerle çoğaltılmış.
Ah sevgili;
Benimle günah çıkartır gibi konuştun ya;
Madem bana söyleyecek sözlerin vardı da, neden başka paragraflara atladın?
Madem ben seni severken düştüm de, sen beni neden düşürdün aklından?
Şimdi ben kaçak oynasam,
Sende kaçar mısın?
* Halen her yeri yastık niyetine kullanmak isteyen uykucu Efsa...
* Görsel
18 Haziran 2010 Cuma
Mektuplar / Sevgiyi İfade Biçimi
Sana yazacağımveya yazdığım tüm yazıların etiketine aşkı sakladım. Şu an hayatımda hiç ummayacağım bir biçimde aşkın her halini yaşıyorum ve bu aşkın doğru olduğunu hissediyorum. Her duygu zamanında ve özüne uygun hissediliyor gibi.
Biliyorum sevgiyi ifade edişlerimiz bazen birbirinden farklı olabiliyor. Ve ben her yeni günde seninle yeni bir şeyler öğreniyorum. Misal sevgiyi dile getirmekte bazen ne kadar yetersiz kaldığımı... Ama telefonun diğer ucunda söylediklerini bir sessiz direnişle ve kabullenmişlik edası ile dinlerken; inan içimden o anlarda çok farklı sesler yükseliyor. ama bir türlü bulundukları yerden bir türlü çıkamıyorlar. Sese dönüşemeyen bir çok kelime biriktiriyorum beynimde...
Sevgilim,
Senelerce sevgiyi anlamada ve ifade etmede dokunmayı kullanmış bir insanım ben. Ve şimdi karşımızda teknolojinin bize sunduğu ve nimet mi, lanet mi olduğunu tam anlamadığım bir iletişim yöntemi ile birbirimize ulaşmaya çalışıyoruz. Az önce içimden yükselen sesler farklı dedim ya! İşte bu sesler devreye girip "keşke" diyor, "görse şu an ki sözcüklerle ifade edilemeyen mimik ve hallerini." (Sana bakışlarımı gösterememek en büyük pişmanlığım oldu son zamanlarda.)
Aslında, seni uyurken izlemeyi çok özledim. Yanında huzurla durmayı, aynı masada bardağına çay koymayı, bana çatmanı, arabada giderken bir rüzgar esintisi ile kokunun burnuma dolmasını ve yüzümde gülücükler oluşturmasını öyle özledim ki...
Lütfen bize bu kadar yakışan bir şeyin hayatımızda hep var olmasını sağlayalım olur mu?
* Biraz uykusuz, biraz yorgun, biraz melankolik, biraz meraklı, biraz ağız ucuyla gülümseyen, biraz mutlu, birazcık acıkmış Efsa... :)
* Görsel
11 Haziran 2010 Cuma
Mektuplar / Bedel
Seni başkalarına anlatmak istedim, bağıran kelimelerle. İçimde biriken sen’ ler yüzünden, boğulmak üzereydim. Hafifletmeyi denemezsem ölecek gibiydim bu sıkışmadan.
(Aslında hep yeni insanlarla tanışma sebebim bile sendin. Her birine sil baştan, uzun uzun seni anlattığım geceler geçirdim. Sıkıldıkları an onları es geçip, başka insanlar buldum beni dinleyecek.)
Bilmiyorum seni bu kadar çok sevilebileceğini tahmin eder miydin? Bakma, bazen bana bile garip geliyor sana olan aşkımın bir noktası olmayışı. Sanki benim kaderim sende virgüllerle yazılmış! Kanser gibi kesildikçe yeniden hortluyorsun hücrelerimde.
(Aslında biliyor musun, hiçbir kelime yetmiyor seninle olan hikayemi mutlu sonla bitirmeye.)
Anlamanı beklemiyorum inan. Fakat sadece bil! Ben bu hayatta bir tek seni, her halinle sevmeyi becerebildim. Tüm bencilliğin, ertelenmişlerinle, başka kadınlara aşıkken, hatta tek gecelik sevişmelerinde bile sevdim ben seni.
(Aslında içimde bir apse vardı ve seninle açıldığını düşündüğüm yaralarımı kapatmak için başka insanları, sargı niyetine kullandım.)
Hayatımda, tamamlanması gereken bir eksiklikten ziyade; eksikliğini hissettireceklerini fark edip, senden vazgeçmeyi diledim. İşte sonunda bulmacam bitti. Beynimi kemiren kuşkularda! Sorularda…!
(Aslında şu an Cladius' a işlediği cinayeti, sahneleten Hamlet gibiyim. Oluşmasına izin verdiğin eserini ve bedellerini sana izlettim. Bitti. :) Şimdi yolum açık olsun sevgili...)
* Yarın çok güzel bir insanla buluşacak olan Efsa :)))
9 Haziran 2010 Çarşamba
Geniş zaman kelimeleri
"Kırmızım, kanım, saçlarım..."
Aslında bakmayın geniş zaman kelimelerime.
Hayatımı hep -mış tadında yaşadım
Mesela;
Bin bir ejderhanın alevi saklandı, her bir saç telime.
Bu yüzden ne zaman savursam!
Yaktım ortalığı bilinçsizce.
Ve bu yüzden,
Rapunzel bile halt etti yanımda.
Rüyalar gördüm -mış lı zamanlarda,
Medusa olmuştum,
Libya' nın çölünde yılana dönüşmüşüm bir ara.
Kesip bir telini Musa' ya,
Diğer telimi Kızıldeniz' e vermişim.
Boyamışım, saç rengim bundan akmış.
Koparmışım,
İki suyu karıştırmayan denizi, saç telim ayırmış.
Göklere,
Laleye,
Çınara,
Kumaşa,
Son bahara,
Onun dudaklarına
kızıllığımı vermişim.
Hiç bir şeyi sonlandırmamak adına
bu yazıyı da yarım bırakmışım.
Uzatmışım sonsuzluğa...
* Bu aralar üzerine bir miskinlik çöken Efsa... Öyle ki artık hazırcılığa kaçıp, hep önceki yazdığım yazıları yayımlıyorum.
4 Haziran 2010 Cuma
Düşler
Burnundan dudaklarına inen ter olmak istedim.
Birazda; bir kızılderilinin siyah örgülerine saklanmak.
Şamanların ellerinde,
Brahmanların eteğine saklanmak...
Tagore kalsın mezarından şimdi!
avaz avaz bağırıyorum işte.
uyansın!
düşümde, düşlerim düzüldü.
Düştüm,
Güveler yedi beynimi.
İçime bir liberal kaçtı.
Savunduklarını haykırıyor.
Gözleri sert esen rüzgarlardan yaşarmıyor.
Siyaha öyle bandırılmış ki; beyazlar kör edemiyor.
Çöz saçlarımın ucundaki kurdeleyi.
İçimdeki ağaç, yüzük parmağını uzatmış bekliyor,
Senin bağlayıp dilek dilemeni...
* Bugün bir can' ın doğum günü. Seni seviyorum Yesari. Aramızdaki samimiyetin hep var olması dileği ile. Mutlu yıllar bir tanem. :)
* Görsel
2 Haziran 2010 Çarşamba
Mektuplar / Hatırlananlar
Bana bir o kadar yakın ve bir o kadar da uzaktın ki, bunu anlamakta zorlanıyordum. Soluduğum havayı ellerimle dövmeye benziyordu bu. Oysa ben iz bırakmak istiyordum tüm kadınlığımla. Tutkuyu kullanarak yazan parmaklarımı kırıp, ikiye bölen olarak değil!
Ne çok isterdim kendine ördüğün duvarların tuğladan olmasını. Dokunduğumda yıkılmasını. Oysa senin duvarların tahtadandı sevgili. Depremlerimden sapasağlam çıkışına sinirleniyordum. Esnek, kırılmaz, çatlamaz… Hani demiştim ya kendimi suya benzetiyorum diye. İşte benim sende çok fazla yaş tahtaya basışımın nedeni. Ne üfleyince, ne dokununca, ne de bastırınca yıkıldın. Bir tek ayağımı çektiğim an benden uzaklaştın.
İstediğim ki şevkini kabartayım, öfkeni değil!!
Aklımda o kadar çok düşünce, o kadar çok sahne var ki. Hepsi saçma bir sıralamaya bürünmüş haldeler. Üstelik eskisi kadar önemsemediğim ve gerçekte olmanı istediğim hayale en yakın örnek sen bile farklı geliyorsun gözüme. Bir noktada sana hissettiğim (tam olarak sevgi diyemediğim) duyguyu hatırlamayı seviyorum. Yaşlı insanların eskileri anımsayıp yüzlerinde hoş bir gülümseme yaratması gibi bir şey, bu hissettiklerim. Geçmişe dönmeyi seviyorum. Şu anda ki hislerimle karşılaştırmayı. Meğer güzel anımsanacak ne çok duygum varmış...
Hani demiştin ya bir gün "sen ne kadar sevildiğini anlamayacak kadar salaksın" diye. O an idrak edememiş, telefonun diğer ucunda kitlenmiştim. Birşeyler çıkamamıştı ağzımdan. Keşke gerçekten sana inanabilseydim. Keşke sende birazcık daha üsteleyebilseydin. Hani insanların pişmanlıkla söylediği keşkelerden biri değil bu. Sadece bir parça merak fazlalığı. Yoksa değişen bir şey olamayacağını, uzun ayrılıkları bu ilişkinin kaldıramayacağını bir şekilde biliyordum.
Şimdi düşünüyorum da birbirimizi sevme biçimlerimiz ne kadar da farklıymış.
Biliyorsun, seni hiçbir şey suçlamıyorum, "bir neden" de aramıyorum artık olmayışlarına. Bazı şeylerin açıklaması yok. Mazereti yok. Öğreniyorsun zamanla. Sadece olmuyor bazen. Bazen bazı şeyleri oturtamıyorsun. Hayatımdaki tüm “O” ları sıfırlıyorum şimdi. Başta üzerimdeki mülkiyetini kaldıracağım. İçimdeki seni seven tüm kimliklerimle birlik olup, meşrutiyeti ilan edeceğim yeniden.
Seninle bende böyleydik işte.
Ne aynı adımları atabildik. Ne de öne çıkışlarla birbirimize yakınlaşabildik.
Hoş kal sevgili,
Şimdi bir devrim zamanı, geleceğe bir tarih atıyorum.
* Sınavlar bitince 6 ay sonra ilk kez eline bir kitap alan Efsa... :) Üzerimdeki sınav baskısı kalkınca böyle kendimi acayip özgür hissediyorum :))
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Harflerin Oyunu
Eski bir şubat akşamına istinaden...
Bezelye geliyor ve sarılışma öpüşme faslından sonra yine her akşam yaptığımız tiyatrosal kitap okuma seansına geçiyoruz. En sevdiği kitaplar sırası ile
• Vak vak ördek,
• Arkadaşını çok seven havhav köpek,
• Arı maya,
• Trafik kurallarını öğreniyorum,
• Rapunzel
(Ek olarak bir de ufak oyuncak bir laptopu var bezelyenin. Bazen de onu alıp dinlemeye başlıyor, kelime olarak veya kelimeyi heceliyor, harfleri tane tane söylüyor, rakamları sayıyor falan. Artı şarkılarda söylüyor bize)
Biz her akşam bunlardan kendi seçtiği bir tanesini alıyoruz ve başlıyoruz gösteriye. (Artık ezberimizde çünkü bütün kitaplar ikimizin de.) Yatağın içinde oturuyoruz sırtımızı yastıklarımıza dayayıp… Eğer vak vak ördeği okumamı istedi ise; sol elimin dört parmağını üstte tutup başparmağımla açıp kapayarak "vak vak" yapıyorum. Küçük ördekçikleri de bezelye söylüyor ya da hareketlerini yapıyor (onlarda vik vik sesi çıkarıyorlar). Böylece hem aynı kitabı okumaktan bıkmıyoruz, hem de taklit yeteneğimiz gelişiyor.
Dün gece bilgisayarını aldık, onunla oynamaya başladık. Eğer sesi bizi çok rahatsız ederse harfleri biz bedenen yapıyoruz. Bir o harf söylüyor ben yapıyorum, bir ben söylüyorum o yapıyor.
• O başlıyor ve "Ç" diyor. Yatakta yan yatıp kollarımı ve bacaklarımı uzatıyorum. Bir bacağımı kıvırıp Ç oluyorum.
• Sıra bende "S" diyorum. O da yan yatıyor. Kollarını uzatıyor, bedenini hafifçe büküp, ayaklarını geriye büküyor. S oluyor. "Aferin" diyorum, pratikliğine gülümseyerek.
• "P" diyor. Oturur pozisyona geçip bedenimi öne büküyorum, ellerimi bacaklarıma koyuyorum. P olmuş oluyorum.
• "İ" diyorum. Bu ı dan sonra, en kolay harf ve bezelye bunu yaparken çok sevimli oluyor. Bedenini düm düz tutuyor ve ellerini tepesinde yumruk yapıp duruyor.
• "E" diyor. Sıkışıyorum... Yine oturur haldeyim. Kollarımı bacaklarımı uzatıyorum. En son kafamı öne eğiyorum. Küçük harf kullanmamız yasak oyunumuza göre. Olabildiğimce E oluyorum... Halime gülüyor bezelye.
• "K" diyorum. Bedeni yan ve dik duruyor. Kollarını çapraz bir yukarı bir aşağı eğiyor. K oluyor hemencecik.
• "J" diyor. Diz çöküyorum, kollarımı kaldırıp ellerimle tepede yumruk yapıyorum.
Bu harf oyunu tamamen bitiyor. En çok G lerde gülüyoruz. B leri yapamıyoruz. :))) ama çok çok gülüyoruz eğleniyoruz. O anlar paha biçilemez. Hem anne, hem arkadaş olduğumuz ender anlardan biri. Kızımı seviyorum tabii ki ama en çok hayranım ona.
* Bu yazı eski bir yazı ama nedense içimden geldi koymak istedim. :)) Çocuklarınızla güzel bir akşam yada hafta sonu geçirmek isterseniz idael bir oyun bence. Bu oyunu kendimiz bulduk, ama dilerseniz siz kendinizce geliştirip oynayabilirsiniz.
Sevgiler.
* Görsel
27 Mayıs 2010 Perşembe
İçim
Yada hangi salonda çalınan bir sonatım.
En güzel düğünlerdeki adımlardan biri değilim.
Aynanın karşısına geçip, duvağımı kaldırdığım an; kendi yüzgörümlüğümü takıyor gibiyim.
İçimdeki su cesedimi kıyıya taşıyor.
Bugün biraz umutsuzum.
Ve sözlerimi bir şiirin mısraları ile noktalıyorum...
"sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte
içimde vahşi tamtamları inlerken ölümün
acının acıya, nefretin nefrete
karanlığın karanlığa dönüştüğünü gördüm
beyaz bir at gibi uzaklaşıp yiterken ömrüm" *
* Tuğrul Tanyol
* Tüm derslerden geçip, İkdisat dersinden bir gaflete düşüp geçerse, kendini yerlerden kürekle temizleyeceğini düşünen Efsa...
* Yazı eski bir yazıdır, şu an ki ruh halimizle uzaktan yakından alakası yoktur. :))
* Tango derslerine bir de sporu ekleyen, sadece pazartesi günleri rahat bir nefes alan Efsa...
* Mersin Yeşilovacık Belediyesindeki bir ilköğretim okulumuza; "elimde fazla kitap var, ben gönderebilirim" diyen arkadaşlar sizi perde arkasına alabilir miyim lütfen?
* Görsel
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Ben küçükken 2
Ben küçüktüm
Abisinin masalları tersinden anlattığı bir çocuktum.
Kendimin bir masal kitabı olana dek;
Kırmızı başlıklı kızı kötü, kurdu iyi bildim.
Cadıyı iyi, prensesi kötü mesela.
Ev sahibimiz vardı Mehmet amca.
İnşaatlardan çimento kağıtları toplar bakkala satardı.
Bir ayrıydı kesekağıdından taşımak, elindekileri.
Şimdi ise poşetler her bir yerimizden fışkırmakta!
Hıdırellez apayrı kutlanırdı.
Tüm ilçe bir olup, güllerle çevrelenmiş parkımızda piknik yapardık.
Bir sürü yakılmış mangalın ve etin arasında dolanır, hepsinden birer parça tadardık.
ateşler yakardı büyüklerimiz,
Üzerinden atlar, salıncaklarda sallanırdık.
Denize gitmek, pikniğe gitmek demekti birazda.
Piknik demek aile demekti.
Aile demek, toprak demekti.
Terliklerimizi ayağımıza geçirip,
asansör yerine sokağa fırlayıvermek güzeldi.
Sobanın üstü kestanelerle, mandalina kabukları ve patateslerle dolardı.
Oda mis gibi kokardı.
Ben annemin maksisini koklardım.
Dünyada daha güzel bir koku olamazdı.
Sopalı gırgırlar, merdaneli çamaşır makineleri;
Süpürgelerin bile örtüsü vardı.
Kendime bir oyun yaratır, portakal kabuklarını bıçakla keserdim...
Özledim.
Özledim.
* Tedirdağ' dan bloguma gelen arkadaşa selamlar diliyorum :). Tüm arşivimi üşenmeyip okuyorsun ya helal olsun.
20 Mayıs 2010 Perşembe
Geceleri...
Geceleri düşlerim düzülüyor sanki
Bana ait olmayan eller dokunuyor damarlarıma, kanıma, rüyalarıma...
ya merdiven çıkıyorum, ya büyük bir dalganın altına girmek üzere bekliyorum.
Denizlerim bile dalgalı, sularım ıssız bir mavilikte.
Geceleri harflerin altında kalıyorum.
Rüyalarımda kelimeler görüyorum.
Uykum beynimi yiyor, sabaha çoğunu unutmuş oluyorum.
Bana ait olmayan sözcükleri yazıyorum sanki,
Kendi hayatıma uzaktan bakıyorum.
Sen tek sen girmiyorsun düşlerime.
Özledim.
* Bezelye tarafından sürekli taklit edilen Efsa... :)
* Görsel
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Mektuplar / Kızıma
Kendi doğum gününe 1 gün kala anne olan bir kadın olarak yazıyorum sana bu satırları... Seni kucağıma verdiklerinde ağlamaya başladım biliyor musun? Yanımdaki hemşire bana sorular sorarken, bir yandan da "neden ağlıyorsun" demişti. "Bilmiyorum, ama baksanıza çok güzel, çilek gibi" demiştim. Sanırım artık biliyorum.
Her şey için teşekkür ederim tatlım.
Benim kızım olduğun için.
Öğretirken, öğrettiğin için.
Bazen beni bile aşan bir mantığın olduğun için.
Yemek yemek harici beni hadi-lettirmediğin için.
Annen ve deden gibi akrep burcu olduğun için.
Aynı anda ayak atışlarımız ve aynı anda hapşırmalarımız için...
Dilerim bir gün sende bu duyguyu tanır ve duyumsarsın. Pazar günü sembolikte olsa bir mucizeye tanıklık etmenin haklı gururunu taşıyacağım bir kez daha üzerimde, her günkü gibi.
Her pazar birbirimize bir şeyler yazıp hediye ediyoruz ya. Onların hepsini sakladığımı biliyorsun. Tıpkı ilk tırnaklarını, ilk saçını, ilk resmini, ilk yazdığın hikayeni, ilk eldivenini, ilk kitabını... Bir sürü ilkini saklıyorum. Sana 18 yaşın için aldığım şarabı da saklıyorum.
(Ben tam şu satırları yazarken Kıraç' ın söylediği bir parça eşlik etti kelimelerime...
"Endamın yeter, gözlerin yeter. Uğramasın sana ne hüzün, ne keder...
Kalbim senden senden vazgeçmeyecek. Korkma içimde aşkın hiç bitmeyecek...")
Sevgiyle yavrum.
En güzel iyikim sensin
En güzel ilkim sensin...
Senin o "hediye alamam şu an, ama yapabilirim" diyen dilini yerim.
Hergüne has olan anneler günüm ve tüm annelerin bu sembolik günü özel olsun. Her annenin, kendisini kutlayacak çocukları yanında olsun...
:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























